29 Oca 2013

Parfüm seçerken bazı kokuları neden tercih ederiz?

Bazı parfüm kokuları hoşumuza giderken bazıları neden hoşumuza gitmez? 
Bu sorunun cevabı şimdiye kadar bilinmiyordu. Şimdi Max-Planck enstitüsünün yapmış olduğu araştırma ile bu sorunun cevabının genetik kodlarımızda saklı olduğu bulundu.  Buna göre parfüm seçiminde immuno-genler tarafından yönlendirilen ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye yönelik tercihlerin rol oynamaktadır.
İnsanda, bağışıklık sisteminde rol oynayan yaklaşık 400 civarında gen bulunmaktadır ve bu genlere immunogenler denmektedir. Her insanda bu genlerin birkaç değişik varyasyonu bulunmakta (Immuno-gen-Varianten) ve bu varyasyonlar kişiye özel vücut kokusunu belirlemede de  önemli rol oynamaktadır.
Kişiye özel vücut kokusu, o kişinin immuno-genleri ve buna bağlı bağışıklık sistemi hakkında genetik bilgiyi de içermektedir.
Örneğin; 1990 yılında yapılan bir araştırmada, birbirlerinin vücut kokusunu beğenen kadın ve erkeklerin MHC genlerindeki varyasyonlarının aynı olduğu tespit edilmişti. (BakEş ve arkadaş seçiminde genlerin rolü) Ama asıl önemli olan MHC geninin varyasyonlu kısımlarının enfeksiyonel hastalıklara karşı antikorları üreten genetik şifreyi içeriyor olmasıydı.
Şimdi,  Max-Planck enstitüsü, 1990 yılında yapılmış olan bu araştırmanın ışığında yeni bir araştırma daha yaptı. Deneklere hem parfüm kokusu hemde karşı cinsin vücut kokusu koklatıldı ve ardından gen analizleri ve MRT çekimleri yapıldı.
Sonuç
MCH genin aynı varyasyonuna sahip denekler aynı parfüm ve aynı vücut kokusunu beğendiler. Yani, parfüm kokusu ile vücut kokusu aynı genlerin aynı varyasyonları tarafından kontrol ediliyor ve aynı zamanda koku beğenisinin bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik bir eylem olduğuda tesbit edildi.
Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Major histocompatibility complex peptide ligands as olfactory cues in human body odour assessment
Published online January 23, 2013 doi:10.1098/rspb.2012.2889Proc. R. Soc. B 22 March 2013 vol. 280 no. 175520122889

18 Oca 2013

Viagra'nın yağ yakma özelliği


Viagra erkeklerde ereksiyon bozukluklarına karşı kullanılan etkili bir ilaçtır. Viagranın etken maddesi 
sildenafilsitrat dır. Sildenafil sitrat´ın ereksiyon problemini düzeltme dışında şimdiye kadar hiç kesfedilmemiş bir başka işlevi daha ortaya çıkartıldı.
Bonn üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, sildenafil verilen şişman farelerin vücudunda bulunan beyaz yağ hücrelerinin yok olduğu ve farelerin şaşırtıcı bir şekilde normal kiloya eriştiği saptandı.  Sildenafilin bu olumlu etkisinin ilerde obezite ve obeziteye bağlı iltihaplanmaları önlemede etkin bir şekilde kullanılabileceğini düşündürüyor.
Sildenafil vücutta nasıl çalışıyor.
Sildenafilin vücutta nasıl çalıştığını geçmeden önce ereksiyonun nasıl gerçekleştiğine kısaca bir göz atmakta fayda var... 
Ereksiyon, bir reaksiyonlar zinciridir. 
  • İlk reaksiyon, seksüel uyarılma ile başlar.
  • Sonra sinir hücrelerinden beyne cGMP(guanozin monofosfat) sentezlenmesi için sinyal gönderilir.
  • Sentezlenen cGMP, peniste erektil dokularda bulunan kasların gevşemesine ve buna bağlı olarakta kanın hızla  erektil dokulara akmasını sağlar.
  • Son olarak, kanla dolan erektil dokular sertleşerek ereksiyon gerçekleşmiş olur.

Ereksiyon bozukluğu: Birçok ereksiyon bozukluğunda PDE-5 (fosfodiesteraz 5) adında bir enzim baş rolü oynamaktadır. Bu enzim cGMP lerin sentezlenmesini engelleyerek penise kan gitmesini önler.
Viagra iş başında: İşte viagranın görevi tamda burada başlar. Viagra nın içerisinde bulunan sildenafil, PDE5 leri bloke ederek cGMP miktarının artmasını sağlar. Miktarı artan cGMP ler  kasları gevşeterek penisteki erektil dokulara kanın gitmesini sağlar ve böylece ereksiyon gereçekleşmiş olur. Ama sildenafil in görevi burada bitmiyor. Yapılan araştırmalar uzun zaman sildenafil verilen şişman farelerin kilo kaybına uğradığını da gösteriyor. Sildenafil´in kilo kaybında nasıl bir rol adığı şimdilik pek bilinmiyor.
Beyaz yağ hücreleri, kahverengi yağ hücrelerine dönüşüyor.
Uzun zamandan beri cGMP in yağ hücreleri üzerindeki etkisini araştıran Bonn üniversitesi Farmakoloji veToksikoloji Enstitüsünden araştırmacılar şişman farelere yedi gün boyunca Sildenafil  vererek yaptıkları araştırmada, farelerin şaşırtıcı bir şekilde zayıfladıklarını gözlemlediler.
Buna paralel olarak ta farelerden alınan dokuların histolojik analizlerinde de beyaz yağ hücrelerinin yok olduğu tesbit edilmiştir.  Daha sonra yapılan analizlerde ise farelerin vücudundaki beyaz yağ hücrelerinin etkin bir şekilde kahverengi yağ hücrelerine dönüştüğünü tesbit edilmiştir.
Bu dönüşümün anlamı ne ?
Tüm hayvansal hücreler ortalama 1000-2000 mitokondri içerir. Mitokondriler hücrenin enerji ihtiyacını  karşılayan organelleridir. İçinde en az sayıda mitokondri bulunduran hücreler ise beyaz yağ hücreleridir. Dolayısıyle beyaz yağ hücreleri vücut  tarafından  en son enerjisi kaynağı olarak kullanılırlar. Beyaz yağ hücreleri göbek, kalça ve problemli bölgeler olarak adlandırılan bölgelerde depolanarak şişmanlığa sebeb olurlar.
Kahverengi yağ hücreleri ise çok fazla mitokondri içerirler bu yüzden vücut kahverengi yağ hücrelerini çok kolay kullanarak ısı enerjisine dönüştürür. Bir başka deyişle kahverengi yağ hücreleri metabolizma tarafından çok daha kolayca yakılarak enerjiye çevrilirler.
Beyaz yağ hücrelerinin tehlikesi ve sildenafil´in iltihabi reaksiyonlara karşı etkisi
Beyaz yağ hücrelerinin vücutta giderek artması şişmanlık sorununu da beraberinde getirir.  Bu da vücutta iltihabi reaksiyonların başlama riskini doğurur. İltihabi reaksiyonlar uzun vadede kalp krizi, kardiyovasküler hastalıklar, beyin kanaması, kanser ve diyabet gibi ağır hastalıkların olusmaşına sebep olan ciddi bir sağlık sorunudur.
Viagrada bulunan sildenafil in beyaz yağ hücrelerini kahverengi yağ hücrelerine dönüştürme özelliği, iltihabi reaksiyon tehlikesini de ortadan kaldırmış oluyor.
Sonuç:
Viagra sadece ereksiyon problemini çözmekle kalmayıp, zayıflamaya da yardımcı olmaktadır. Farelerle yapılan bu çalışma, ilerde obezite ve obeziteden kaynaklanan hastalıklarla mücadelede büyük umutlar vaat ediyor.
Uyarı: Bu araştırma fareler üzerinde yapıldı, insanlarda da farelerdeki gibi bir sonuç alınıp alınmayacağı henüz bilinmiyor.
Yağlardan bir an önce kurtulmak için viagra kullanma konusunda acele edilmemesi gerekiyor.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynak 

Increased cGMP promotes healthy expansion and browning of white adipose tissue
The FASEB Journal article fj.12-221580. Published online January 9, 2013.




5 Ara 2012

Alkolün kas gelişimine olumsuz etkisi

Alkolün hem zihinsel aktiviteyi hemde vücut performansını düşürdüğü bilinmekle birlikte günümüzde çok az bilinen özelliklerinden biride, kas gelişimini durdurarak vücutta deformasyona neden olmasıdır.

alkol-yasak-21Alkol hücrelerdeki protein ve hormon sentezini düşürüyor

İnsan vücudunda kas gelişimi için gerekli olan proteinler; kas dokusunda bulunan hücreler tarafından üretilir. Alkol bu hücrelerin protein üretimini %35 civarında düşürür. Bunun yanında büyüme hormonunun sentezini de baskılar. Bu yüzden sürekli alkol tüketen bireylerde protein sentezine ve hormona bağlı olarak kaslarda gerileme ve dolayısiyle da vücut yapısında bozulmalar görülür(2). Alkolün sporculara tavsiye edilmemesinin önemli nedenlerinden biri de budur.


2Alkolün diğer bir etkiside vücuttaki hormonal dengeyi bozmasıdır. Büyüme hormonunun sentezlenmesinin baskılaması yanında bir diğer baskılanan hormon ise sex hormonu olan Testosterondur. Düzenli alkol tüketen kişilerde testosteron hormonunun seviyesi, olması gerekenin çok altındadır. Alkol bu yüzden kişinin cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir.

Ayrıca alkol vücutta stres hormonu kortizolün de artmasına sebep olduğu yapılan araştırmalar sonucu tespit edilmiştir (1)(3).

Alkol vücuttaki suyu azaltıyor

Alkolün herkesçe bilinen bir özelliğide idrar söktürücü etkisinin olmasıdır... Vücudun, alınan alkolü parçalayıp dışarıya atabilmesi için bol miktarda suya ihtiyacı vardır. Alkol hücrelerdeki, özelliklede kas hücrelerindeki suyu büyük miktarda dehidre etme özelliğine sahiptir. Başka bir ifadeyle; Düzenli alkol tüketenler, sadece hormonal kas kaybı değil, su kaybından da kaynaklanan kas kaybınada maruz kalırlar....(4)

Alkol vücutta minaral konsentrasyonunu düşürüyor 

Alkol, vücuttan minarallerin özelliklede mağnezyumun büyük miktarda dışarıya atılmasına neden olur. Aşırı içki içildikten sonra görülen kas kramplarının nedenlerinden biri de dışarıya atılan bu minerallerin eksikliğinden kaynaklanmaktadır(5).

Kilolarına özen gösteren kişilere: Dikkat !!! Birada çok kalori var

Bira, alkol dışında, karbonhidrat ve protein gibi enerji kaynakları içermektedir. 1 ml bira yaklaşık 0,5 kcal bir enerjiye sahip olup, bu da bir şişe birada (~ 0,5 L) yaklaşık 250 kcal bir enerjiye denk gelmektedir.

Sonuç

Alkol içmeye başlamadan önce alkolün bizlere yaptığı, bugüne kadar bilmediğiz bu etkilerini de göz önünde bulundurmakta fayda var.
Eğlenmek hayatımızın bir parçası... bunun içinde alkol içmekte bulunmaktadır...Arada bir keyif için içilen bir bardak bira ile her akşam içilen yüksek miktardaki alkol arasında çok büyük fark vardır.

Önemli bir ayrıntı: 

Alkolik olmak ayrı bir konu. Cambridge üniversitesin yapmış olduğu bir araştırmaya göre alkolizm beyinde nörolojik bir hastalık olup, şimdilik tedavisi yoktur (6).

Mehmet Saltuerk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar
  1. Effects of Alcohol on Plasma Testosterone and Luteinizing Hormone Levels
  2. Alcohol Accelerates Loss of Muscle and Impairs Recovery of Muscle Mass Resulting  From Disuse Atrophy
  3. Effect of alcohol on sleep and nighttime plasma growth hormone and cortisol concentrations.
  4. Alkenes by Dehydration of Alcohols
  5. Alcohol and Nutrition
  6.  Wiping memories to tackle alcoholism

2 Ara 2012

Epilepsi hastaları için yeni bir umut : Gen terapisi


Epilepsi, kısaca beynin belirli bölgelerinde bulunan sinir hücrelerinin aşırı uyarılması olarak tarif edilebilir. Genetik sebeplerden kaynaklanabileceği gibi yaralanmalar sonucunda sonradan da meydana gelebilir. 

Yeryüzünde 50 milyon epilepsi hastası var ve bunların ancak %20 si optimal tedavi görebiliyor.

Birçok epilepsi çeşidinde ilaçlı tedavi sonuç vermeyebiliyor, böyle durumlarda bazen beyindeki sorunlu bölgelerin alınması gündeme geliyor. Eğer sorunlu bölge beynin yaşamsal öneme sahip  bir merkezinde ise hastaya cerrahi müdahale de yapılamıyor.

Gen terapisi

Hücre zarında bulunan potasyum ve sodyum kanalları hücre içi ve dışı  iyon akışını sağlayan kanallardır. Epilepsi hastalarının beyin hücrelerinde bulunan potasyum kanalları düzenli çalışamadığı için hücre içindeki potasyum iyonları dışarıya çıkamamaktadır. Potasyum iyonlarının dışarıya çıkamaması ise sinir hücrelerinin kasılmasına ve dolayısı ile hastanın epileptik nöbetler geçirmesine sebep olmaktadır.

Metot

Tedavi için bir genin bol miktardaki kopyası beyinin sorunlu bölgesindeki potasyum kanalından içeriye enjekte ediliyor. Enjekte edilen gen, o bölgede çalışmaya başlıyor ve orda kodladığı hormon da hücre zarı üzerinde bol miktarda potasyum kanalının oluşmasına sebep oluyor. Oluşan yeni kanallar, hücre içerisinde hapsolmuş fazla potasyumun yeniden hücre dışına çıkmasına olanak sağlıyor. Potasyumun hücre dışına çıkması ile hücre içi ile hücre dışı iyon dengesi yeniden normale dönmüş oluyor.
Farelere uygulanan bu tekniğin şimdiye kadar hiçbir  yan etkisi görülmemiş olup uygulamanın insanlarda başarılı olup olmayacağı  şimdilik  bilinmiyor.

Gen tedavisinin ilk etapta hiçbir müdahale yapılamayan hastalar için uygulanması düşünülüyor.

Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak :

Optogenetic and Potassium Channel Gene Therapy in a Rodent Model of Focal Neocortical Epilepsy
Published in Science Translational Medicine Rapid Publication on November 12 2012 Sci. Transl. Med.DOI: 10.1126/scitranslmed.3004190




Sigara içen kadınlar ortalama 10 yıl daha az yaşıyor.




Oxfort üniversitesinin, sigara içen, içmeyen ve sigarayı çeşitli yaşlarda bırakmış 1 milyon kadınla yapmış olduğu bir araştırma, sigara içen kadınların, sigara içmeyenlere göre ortalam ömrün 10 yıl daha erken öldüğünü gösteriyor(Araştırma için 50 ile 80 yaş arası ölümler dikkate alınmış).
Daha önce sigara içmiş olup, sonra bırakmış olanların durumu ise, sigarayı hangi yaşta bıraktığına bağlı olarak değişiyor. Bu gruptakiler sigarayı ne kadar erken yaşta bırakırsa o kadar uzun yaşıyorlar…
Metot:
1940 yılı ve daha öncesi doğan kadınlar üç gruba ayrılıyor
  1.  Sigara içenler ( katılımcıların %20 si )
  2. Sigarayı bırakanlar ( katılımcıların  %28 i )
  3. Hiç içmeyenler ( katılımcıların %52 si )

Araştırmaya katılanların 1996 yılından 2011 yılına kadar her üç yılda bir düzenli sağlık taraması yapılıyor ve bu 15 yıllık süre içerisinde 66.500 kadın ölüyor.
Sonuç:
  • Günde bir paket ve daha fazla sigara içenlerde ölüm oranı hiç içmeyenlere göre 3 kat daha fazla.
  • Sosyal içici diye adlandırılanlar ölüm oranı hiç içmeyenlere göre 2 kat daha fazla.
  • Sigarayı bırakanların ölüm oranı ise hangi yaşta bıraktığına bağlı olarak değişiyor. Örneğin 30 yaşından önce bırakanlar % 3 lük, 40 yaşında bırakanlar % 10 luk fazladan bir risk taşıyorlar (hiç içmeyenlere göre)

Ölüm oranları:
  • Sigara içenlerin %53'ü 80 yaşına gelmeden ölüyorlar.
  • Sigara içmeyenlerin %23'ü 80 yaşına gelmeden ölüyorlar.

Ölüm nedenleri arasında kronik akciğer rahatsızlığı, akciğer kanseri ve kalp damar rahatsızlığı birinci sırada yer alıyor.
Not: Hesaplamalar, yaşam süresini etkileyen diğer faktörlerde göz önünde alınarak yapılmıştır. Örneğin alkol tüketimi, spor yapıp yapmaması ve vucut indeksi vb. faktörler...
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++
Kaynak:

The 21st century hazards of smoking and benefits of stopping: a prospective study of one million women in the UK

The Lancet, Early Online Publication, 27 October 2012 doi:10.1016/S0140-6736(12)61720-6Beschreibung: http://www.thelancet.com/images/clear.gif

Alzheimerın ilk belirtileri gözlerde başlıyor

Demans hastalığı(bunama), Tau ve Beta-Amiloid adında iki proteinin beyinde birikmesi ile ortaya çıkar. Hastalıkla birlikte beyinde hücre öl...