25 Eyl 2015

Sabun yapımında antibakteriyel olarak kullanılan "Triclosan" uzun vadede karaciğer kanserine yol açabilir

Antibakteriyel özelliği olması nedeniyle sabun, diş macunu ve şampuan gibi birçok temizlik malzemesinde sıklıkla kullanılan Triclosan adlı kimyasal maddenin sağlığa zararlı olduğu bilinmesine ragmen bu zararın kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğu düşünülüyordu.  Kaliforniya Üniversitesinin yapmış olduğu bir araştırma ise bu maddenin uzun vadede karaciğere zarar verebileceğini hatta karaciğer kanserine bile yol açabileceğini gösteriyor. Proceedingsof the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan makalede Triclosan’ın endüstride kullanımına kısıtlamalar getirilmesi tavsiye ediliyor.
Karaciğer hücrelerinde kollajen oluşuyor.
Metot:
Triclosan‘in etkisini araştırmak amacı ile laboratuvarda genç farelerin yiyeceğine sekiz ay boyunca % 0,08 oranında Triclosan katıldı ve sekizinci ayın sonunda yapılan incelemede farelerin Sabun yapımında antibakteriyel olarak kullanılan %22Triclosankaraciğerinde büyüme olduğu tespit edildi.
Makalede, Triclosan‘in karaciğerde görev yapan genlerin çalışmasını teşvik ederek(Genexpression) karaciğerde büyümeye sebep olduğu ve bu değişikliğin de karaciğerde iltihablanmalara ve bunun da karaciğer hücrelerinin yapısını bozarak kollajene dönüşmesine sebep oluduğu belirtiliyor.
Bu araştırmanın devamı niteliğindeki başka bir çalışmada ise, hem Triclosan verilen farelere, hemde kontrol grubundaki fareler kansere sebep olan bir madde verilerek yapıldı. Deney sonunda Triclosan verilen farelerde kontrol grubundaki farelere göre çok daha fazla tümör oluştuğu tespit edildi.
Sonuç :
Makalede, Triclosan'in farelerde sebep olduğu olumsuz etkinin insanlarda da görülebileceği belirtiliyor.
Mehmet Saltuerk
 ++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Referans

The commonly used antimicrobial additive triclosan is a liver tumor promoter

vol. 111 no. 48 Mei-Fei Yueh,  17200–17205doi: 10.1073/pnas.1419119111
pnas1

Kas Egzersizleri Diyabet 2 Riskini Düşürüyor

Die Health Professionals Follow-up-Studie (HPFS) tarafından yaşları 40 ile 75 arası değişen 51.529 erkekle yapılan bir araştırmayaKas göre haftada en az 3 kez ağırlık çalışması yapanlarda diyabet 2 riskinin azaldığı tespit edildi.
1986 yılında başlatılan ve hala devam eden bu araştırmada, beslenme ve yaşam tarzı ile belirli hastalıklar arasındaki ilişki inceleniyor.
Metot
Bu, katılımcılara her iki yılda bir anket formu gönderilerek yapılan ve formda yöneltilen sorulara verilen cevaplardan elde edilen bilgilerin değerlendirmesi ile yapılan istatistiksel bir çalışmadır. Formda kilo, sigara, beslenme ve fiziksel aktivitelerle ilgili ayrıntılı bilgiler sorular sorulmaktadır.
Sonuç
Ağırlık çalışması yapan erkeklerin, haftada kaç saat ağırlık çalışması yaptığına bağlı olarak diyabet 2 riskinin düştüğü saptandı. Buna göre yapılan çalışmanın saati arttıkça diyabet 2 riskinin düştüğü saptandı. (Bu risk yapılan diğer sporlardan bağımsız olarak düşüyor.)
Haftalık ağırlık çalışma süresi ile risk faktörü arasındaki ilişkiohne-titel2
1999 ile 2006 yılları arasında Diyabet 2 riski taşıdığı belirlenen 65 yaş altı 2.278 erkeğe ait ve ki bilgilerin değerlendirilmesi ile elde edilen sonuçlara göre ;
  • Haftalık 150 dakikadan fazla ağırlık çalışanlarda % 34 daha az,
  • Haftalık 59 dakikaya kadar ağırlık çalışanlarda %12 daha az,
  • Haftalık 60 -149 arası ağırlık çalışanlarda %25 daha az, Diyabet 2 riski taşıdığı tespit edildi.
Not : Araştırmada BMI nin pek fazla etkili olmadığı saptandı.
Mehmet Saltuerk
 ++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynak : 

A Prospective Study of Weight Training and Risk of Type 2 Diabetes Mellitus in Men 

Arch Intern Med. 2012;172(17):1306-1312. doi:10.1001/archinternmed.2012.3138. Unbenannt

Çikolatanın dayanılmaz cazibesinin sebebi

Çikolata beyinde Enkephalin* maddesinin salgılanmasına sebep oluyor.
Afyon benzeri bir özelliğe sahip olan Enkephalin, çikolata daha görülür görümez, henüz ağıza konmadan beyinde salgılanmaya başlıyor ve beyne "Hemen ye, daha fazla ye“ komutu veriyor.
Michigan üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, farelere iki aşamalı Enkephalin testi uygulanalarak çikolatanın dayanılmaz cazibesinin sebebi bulunmaya çalışıldı. Özel tekniklerin kullanıldığı bu çalışmada, çikolatanın beyinde nasıl bir etki yaptığı ölçüldü ve araştırmadan oldukça ilginç sonuçlar elde edildi.
Metot:
1. Aşama
Beyindeki Enkephalin ve diğer uyarıcıların miktarının ölçülebilmesi için yetişkin farelerin beyninin Striatum denilen kısmına microsensor yerleştirildi ve ardından farelere yemesi için çikolata verildi. Çikolata yiyen farelerin beyninde Enkephalin miktarının birdenbire % 150 oranında arttığı microsensor lar yardımı ile tespit edildi.
Doyduktan sonra çukulata yemeyi bırakan farelerin 40 dakika sonra beynindeki Enkephalin miktarının tekrar ciknormal seviyeye döndüğü görüldü.
Not: Farelerin gerek çikolata yemeden, gerekse yedikten sonra beynindeki diğer değerlerin miktarında hiçbir değişiklik olmadığı görüldü.
2.  Aşama
Deneyin ikinci aşamasında çikolata verilen fareler iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki farelere çikolata verilir verilmez beyninin Striatum bölgesine az miktarda Enkephalin enjekte edildi. Enkephalin enjekte edilen farelerin, Enkephalin enjekte edilmeyen fareler göre hem daha hızlı, hem de iki kat fazla çikolata yediği tespit edildi (Yaklaşık 17 gr). Bu miktarın insanda karşılığı 3,6 kg dır.
Bu deney fareler ile yapılmış olmasına rağmen, büyük bir ihtimalle Enkephalin'in insanlarda da aynı etkiyi gösterdiği tahmin ediliyor.
  • Enkephalin*Vücut tarafından üretilen ve ağrıların algılanmasında önemli rol oynayan bir proteindir. Enkephalin insanda 8. kromozomda bulunan PENK adlı 1119 harf uzunluğunda bir gen tarafından kodlanır.
 Enkephalini kodlayan PENK geninin gen haritası :
PENK
 Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 
Kaynak
 

Enkephalin Surges in Dorsal Neostriatum as a Signal to Eat

Current Biology, Volume 22, Issue 20, 1918-1924, 20 September 2012
 

S0960982211013091

Dua etmenin hastalıkları iyileştirmede bir etkisi varmı ?

Harvard Medical School tarafından yapılan ve American Heart Journal da yayınlanan bir araştırmada „Dua etmenin“ hastalıkları iyileştirip iyileştirmediği sorusuna cevap arandı.
Metot
Amerika'nın farklı şehirlerinde bulunan ve altı farklı hastanede yapılan bu araştırma, katolik, protestan ve diğer dinlere mensup hastalardan olusan 1802 kişilik  kalp hastası bir grup ile yapıldı. Tamamen tesadüfi yöntemler ile seçilen hastalar üç gruba ayrıldılar.
Hastane personelinin haberdar edilmediği araştırmaya katılan hastalar şu gruplara ayrıldılar.
  1. Grup, kendileri için dua edildiğini bilen 604 hasta,
  2. Grup, kendileri için dua edildiğini bilmeyen 597 hasta,
  3. Grup (kontrol grubu) ise kendileri için  hiç dua edilmeyen 601 hastadan olusturuldu.
İlk iki gruptaki hastalara bypass ameliyatı öncesi Amerikanin cesitli kiliselerinde 14 gün boyunca dua edildi.
Sonuç:
Bypass ameliyatından çıkan üç gruptaki tüm hastaların 30 gün sonra yapılan sağlık kontrollerinde, dua edilen ve edilmeyen hastalar arasında hiçbir  fark görülmediği belirlendi. Sadece 1. grupta bulunan hastaların durumunda küçük bir kötüleşme gözlendi. Uzmanlar, 1.gruptaki hastaların durumundaki bu önemsiz kötüleşmenin, hastanın psikolojik baskı altına girmesinden kaynaklandığını belirttiler.
Tabela
 Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 
Kaynak
 

Study of the Therapeutic Effects of Intercessory Prayer (STEP) in cardiac bypass patients: A multicenter randomized trial of uncertainty and certainty of receiving intercessory prayer

American Heart Journal Volume 151, Issue 4 , Pages 934-942, April 2006
AHJ

Sigara dumanı pasif içiciyi şişmanlatıyor

Sigaranın sadece içen kişiye değil aynı zamanda etrafında bulunan kişilere de zarar verdiği uzun yıllardır biliniyor. Şimdiye kadar sigara dumanından etkilenen pasif içiciler ile ilgili birçok araştırma yapılmış olup, bu araştırmalardan bazılarında çocuklarda yüksek tansiyon ve damarlarda daralma, yetişkinlerde sperm kalitesinin bozulduğu tespit edilmişti. [1] [2]
ABD'de yapılan ve 15 kasım 2014 tarihinde „Endocrinology and Metabolism“ dergisinde yayınlanan bir araştırma ise sigarasigara_dumani_ dumanına maruz kalan pasif içicilerin kilo alabileceğini gösteriyor. Bu araştırmada sigara dumanına maruz bırakılan farelerlerin insülin metabolizmalarının bozularak şişmanladığı tespit edildi.
Bu konuda yapılan açıklamada aynı olumsuz etkinin insanlarda da mümkün olabileceği ama kesin bir şey söylemek için bir dizi araştırmanın daha yapılması gerektiği belirtildi.
İnsülin’in yükselmesi daha fazla yağ üretilmesine sebep oluyor.
Bu araştırma için fareler iki gruba ayrıldı.
  1. Gruptaki fareler sigara dumanına maruz bırakıldı ve aynı zamanda bol yağlı ve bol şekerli gıdalar ile beslendi.
  2. Gruptaki fareler ise sigara dumanı olmayan temiz bir ortama kondu ve tıpkı birinci gruptaki fareler gibi onlara da bol yağlı ve bol şekerli gıdalar verildi.
Deney sonunda sigara dumanına maruz bırakılan farelerin kontrol grubundaki farelere göre çok daha fazla kilo aldığı tesbit edildi. 
Sigara dumanı hücrede ne yapıyor: Sigara dumanına maruz bırakılan farelerin yapılan patolojik ve biyokimyasal analizleri sigara dumanının akciğer hücrelerinde bulunan Seramid olarak adlandırılan küçük yağ moleküllerini aktif hale getirdiğini gösteriyor.
Seramid moleküllerinin aktif hale gelmesi ne anlama geliyor: Seramid moleküllerinin aktif hale gelmesi, hücrede enerji santralleri olarak bilinen mitokondrilerin düzenli çalışmasının bozulması ve buna bağlı olarak insülin direncini yükselmesine sebep oluyor.
İnsülin direncinin yükselmesi pankreasın daha fazla insülin üretmesine ve buna bağlı olarak vücudun daha fazla yağ üreterek şişmanlamasına sebep oluyor.
Seramid molekülü bloke ediliyor.
Bu deneyin devamı niteliğinde olan ikinci bir deney daha yapıldı. Bu deneyde sigara dumanına maruz bırakılan farelere yağ ve şeker bakımından zengin gıdaların yanı sıra Seramid molekülünü bloke eden Myriocin adında bir karşı madde verildi.
Sonuç : 
Myriocin verilen farelerin şişmanlamadığı, metobolizma problemi çekmediği ve kontrol gurubundaki fareler gibi sağlıklı kaldığı görülüdü.Ohne Titel2
Bu araştırma her ne kadar fareler ile yapılmış olsada, yaygın görüş, sigara dumanın bu olumsuz etkisinin pasif içici konumundaki insanlarda da aynı olabileceği yönünde...
Şimdi seramid-bloker’in insanlar için güvenli olup olmadığı araştırılıyor. Eğer sonuçlar olumlu çıkarsa, Myriocin sayesinde sigara dumanına maruz kalan pasif içiciler bu etkiden korunabilecekler.
Mehmet Saltuerk 
 ++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 Kaynaklar

Ceramides mediate cigarette smoke-induced metabolic disruption in mice

American Journal of Physiology - Endocrinology and MetabolismPublished 30 September 2014Vol. no. ,DOI: 10.1152/ajpendo.00258.2014 Ohne Titel    http://ajpendo.physiology.org/content/early/2014/09/24/ajpendo.00258.2014

14 Kas 2014

Teşhisi çok zor, tedavisi çok kolay hastalıklar


Hastalık belirtilerinin birbirine olan şaşırtıcı benzerliği tıbbi teşhisin temel sorunlarından biridir. Bu durum hastaya hem yanlış teşhis konmasına, hem de yanlış tedavi uygulanmasına sebep olur. Ayrıca bu hastalıkların teşhisi de öyle zordur ki, yıllar süren muayeneler sonrasında bile doktorun uyguladığı tedaviden hiçbir olumlu sonuç alınamaz. Bu tür hastalıklara doğru teşhis konamaması, bunların çok nadir hastalıklardan olması, ancak -buna rağmen- belirtilerinin sıkca rastlanan hastalıklarda ortaya çıkan belirtilere oldukça benzerlik göstermesi neticesi baş gösteren temel sorun karşısında doktorun sahip olduğu tecrübenin yetersiz kalmasından kaynaklanıyor. Genetik nedenlerin yanı sıra, ilaçların yan etkileri sebebiyle veya çevresel faktörlerden dolayı ortaya çıkabilen bu tür hastalıkların listesi oldukça kabarık. Bu yazıda, söz konusu listeye dahil iki hastalık örneğinde iki zorlu hikaye okuyacaksınız.
Vaka 1: Hipo Paratiroidizm
Yer Brezilya. 22 yaşında bir erkek hasta. Üç aydan bu yana baş gösteren kötü uyku, sürekli yorgunluk, aşırı kilo kaybı ve sürekli ölümü düşünme gibi şikayetlerle psikiyatri uzmanı doktoruna başvuruyor. Hasta uyuşturucu ve alkol kullanmadığını, sağlığına dikkat ettiğini, tek rahatsızlığının kronik mide rahatsızlığı olduğunu ve bu yüzden beş yıldır omeprazol (mide asidi önleyici bir preparat) kullandığını ve ayrıca ayak parmaklarında karıncalanmaların da başladığını belirtiyor. Ayak parmaklarındaki karıncalanmanın dışındaki belirtilerin tipik bir depresyon belirtisi olduğunu düşünen psikiyatrist, genç hastasına tipik bir depresyon tedavisi uyguluyor, ancak aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen, durumunda hiçbir düzelme saptayamıyor.Unbenannt
Rutin tahlillerde saptanan şaşırtıcı bulgular
Psikiyatristler uyguladıkları tedaviye cevap almamaları durumunda hastadaki rahatsızlığın fiziksel sebeplerden dolayı ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için kan tahlili, beyin tomografisi, kalp ve diğer organların incelenmesi gibi rutin işlemlere başvururlar. Söz konusu genç hasta için de uygulanan bu rutin tahliller neticesinde oldukça şaşırtıcı bulgular elde ediliyor... Neydi bu bulgular?
  • Bilgisayarlı tomografi: beynin orta kısmında bulunan bazal ganglionda magnezyum[1] birikmesi
  • EKG: kalp atış ritminde ciddi bozukluklar
  • Kan tahlili: karmaşık değerler (düşük miktarda kalsiyum/magnezyum – yüksek miktarda fosfat)
  • Diğer önemli parametreler (tiroid hormonları, böbrek fonksiyoları, D vitamini): hepsi normal
Karmaşık ve zor bir bilmeceUnbenannt3
Beyinde magnezyum birikmesi, kalp atışında ritm bozukluğu, ayaklarda titreme gibi belirtiler arasında doğrudan bir ilişkinin bulunduğundan yola çıkan ve böylece gencin yakındığı rahatsızlığı hipo paratiroidizm olarak adlandıran doktorlar, vücutta magnezyum ve kalsiyum miktarını ayarlayan (böbrek üstü bezinin üretip salgıladığı) paratiroid hormonunun (PTH) kanda düşük seviyelerde olması halinde bu hastalığın ortaya çıkabileceği sonucuna varıyorlar.
Magnezyum eksikliğine yol açan sebep neydi?
Brezilya'daki Hospital Municipal Getúlio Vargas hastahanesi psikiyatri bölümü uzmanlarından Dr. Regis Rosa'nın Journal of Medical Case Reports dergisinde yayınlanan makalesinde, PTH'nın depresyona yol açan bir hormon olmadığına ve genç hastada tespit edilen PTH yetersizliğinin hastanın kullandığı omeprazolden kaynaklandığına değiniyor.
Yaklaşık birbuçuk ay tedavi gördükten sonra hastanın kalsiyum ve magnezyum değerlerinde artış saptanması yanı sıra, hastada titremenin geçtiği ve depresyonun büyük ölçüde azaldığını belirten Dr. Rosa, buna rağmen depresyondaki iyileşmenin kalsiyum/magnezyum seviyesindeki düzelmeden mi, yoksa kullanılan antidepresanların olumlu yan etkilerinden mi kaynaklandığını henüz kesin olarak anlayamadıklarını vurguluyor.
Vaka 2 : Segawa-Sendromu [3]
Yer Almanya. Miyuki Matuschek 15 yaşında bir kız. Ailesi, yürümeye başladığı andan itibaren Miyuki'de bir şeylerin normal olmadığını fark eder. Küçük kız yürürken zorlanıyor, ayrıca koordinasyon sorunu yaşıyordu. Ailenin başvurmadıkları doktor, yaptırmadıkları muayene veya tahlil kalmıyor, ancak bulgular her seferinde normal çıkıyor ve doktorlar Miyuki'nin hastalığına bir türlü kesin bir teşhis koyamıyorlardı. Aile ve Miyuki artık umutlarını tamamen yitirmişlerdi.Unbenannt4
Baba, 10 yıl süren zorlu maratonu şöyle anlatıyor: ''Miyuki 5 yaşındaydı, her an düşecekmiş gibi aksaya aksaya yürüyordu, gözlerinde bir sorun olduğunu düşünerek önce göz doktoruna götürdük, sonuçlar normal çıkınca daha sonra sırasıyla ortopediye ve çocuk nörolojisine götürdük. Sonuçlar hep normal çıktı, ama çocuğumuzun durumu her geçen gün daha da kötüleşiyordu. Çaresizlikten, belki bir şeyler bulabilirim diye, interneti araştırmaya başladım ve kalıtsal spastik parapleji (HSP, hereditary spastic paraplegia) adında bir genetik hastalığa rastladım, ancak artık içimi korkunç bir şüphe sarmıştı, çünkü HSP'nin tedavisi yoktu ve hasta ömür boyu tekerlekli sandalyeye bağımlı kalmak zorundaydı...''
Teşhise götüren video
Aile tatile çıkar. Bir gün baba kızıyla birlikte dolaştığı sırada kızının yürümesinde düzelme fark eder ve hemen bu güzel anı gizlice videoya kaydeder, ama videodaki düzgün yürümesine aşırı derecede sevinen ve heyecanlanan kızın o andan sonraki yürümesi tekrar eski haline alır. Ancak bu durumun yine de bir umut olabileceğini düşünen baba tatil dönüşü Alman ZDF (televizyon) kanalında yayınlanan Volle Kanne yapımcılarından Dr. Christoph Specht ile görüşür ve artık bundan sonra Miyuki'ye çare bulmak daha da kolaylaşır... Randevular daha çabuk alınır veya muayeneler ve tahliller daha çabuk gerçekleşir. Doktorlar önce Miyuki'nin eski MRT çekimlerini ve diğer tahlilleri incelerler, bunlara ek olarak omurilik sıvısına da bakarlar, ancak yine de bir şey bulamazlar. Kızın normal yürüdüğünü belgeleyen video çekimlerini de izleyen doktorlar Miyuki'ye daha başka testlerin uygulanmasına karar verirler.
Ataksi şüphesi
Göz kapalıyken Miyuki'de bazı hareketlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini test eden doktorlar ilginç bir sonuçla karşılaşırlar. Miyuki gözleri kapalıyken hiçbir şey yapamamaktadır. Neticede, doktorlara göre sorun daha çok koordinasyon ile ilgiliydi ve HSP değil, aksine muhtemelen bir ataksi[2] vakası söz konusuydu, bunu da en iyi şekilde beynin MRT'si gösterebilirdi. Miyuki'de yeniden MRT çekimi yapıldı ve önceki MRT'ler ile karşılaştırıldı. Sonuçlar rahatsızlığın ataksi olmadığını kesin olarak gösteriyordu ve bu bulgu kan testleri sayesinde teyid edildi.
Teşhis: Segawa-Sendromu
Hastalığın kesinlikle ataksi olmadığı anlaşıldıktan sonra, dikkatler çok nadir kalıtsal bir hastalık olan Segawa-Sendromun'a çevrilir. Buimg12 hastalığın tedavisi L-Dopa olarak bilinen bir preparatla mümkün. Dolayısıyla doktorlar L-Dopa ile hastalığa ön bir teşhis konabileceğini düşünür. Ve gerçekten L-Dopa tedavisiyle birlikte Miyuki'nin yürümesi birkaç gün içinde düzelir, hareketlerinde gözle görülür bir düzelme olur. Miyuki'deki rahatsızlığın sebebinin muhtemelen Segawa-Sendromu'ndan kaynaklandığını ve L-Dopa ile çok basit şekilde tedavi edilebileceğini saptayan doktorlar bu önemli bulguyu genetik testlerle de teyid ederler… Miyuki'de (tedavisi mümkün) Segawa-Sendromu vardır.
Böylece, on yıl boyunca teşhis edilemeyen, Miyuki‘ye ve ailesine inanılmaz acılar yaşatan rahatsızlığın sebebi birkaç hafta içerisinde teşhis edilmiştir. Basit L-Dopa tedavisi sayesinde Miyuki şu an tenis oynayabiliyor, okulda spor derslerine katılabiliyor, yüzebiliyor ve diğer yaşıtları gibi normal bir yaşantı sürüyor.
[1] Sinir hücrelerindeki elektriksel sinyal akışına olanak sağlayan kalsiyum ve magnezyum vücut hareketlerinin kontrolünde önemli rol oynarlar. Bu yüzden kalsiyum ve magnezyumun kişinin psikodinamizmine olumlu etkileri vardır.
[2] Ataksi beyinde koordinasyon merkezi olarak bilinen serebellumun (beyincik) işlev kaybına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır.
[3] Segawa sendromu (Dopa-Responsive Dystonie): 14  kromozom üzerinde GCH1 adındaki gende meydana gelen mutasyondanimg11 kaynaklanan kalıtsal bir hastalıktır. Gende meydana gelen bu mutasyon 5 GTP-Cyclohydrolase adındaki proteinin hatalı sentezlenmesine, bu da bir dizi biyokimyasal reaksiyonu olumsuz etkileyerek beyinin dopamin siz kalmasına sebep olur. Beynin dopamin siz kalması ise hareketlerin kontrolünde zorluklara sebep olur. Segawa sendromunun toplumda görülme sıklığı yaklaşık olarak 1.000.000 da 1 dir.
Mehmet Saltuerk
 ++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynaklar 

Mood disorder as a manifestation of primary hypoparathyroidism: a case report

Journal of Medical Case Reports 2014, 8:326  doi:10.1186/1752-1947-8-326Unbenannt2

9 Tem 2014

Genler ve karakter oluşumu

Uysal, agresif, kriminal, neşeli, üzgün, ihtiyatlı, maceracı, kendine güvenli, kötümser, iyimser, utangaç, sessiz, gürültücü,  inatçı …

Karakter oluşumunda birçok etkenin rol oynadığı bilinmektedir. Elbetteki karakter oluşumunda aileden ve okuldan alınan eğitimin, içinde yaşanılan kültürün, arkadaş çevresinin etkisi yadsınamaz ama bütün bunlar varolan genetik etkinin çevre tarafından rötuşlanmış halinden başka bir şey değildir.

Örneğin genetik yapısı kriminaliteye yatkın birisinin suç profili, eğitimsiz, güvenden yoksun bir ortamda, adam öldürme soygun, gasp gibi ağır kriminal olaylar olabilirken, varlıklı bir ortam, iyi bir eğitimle bu suç profili şantaj, tehdit, genel adaba aykırı davranışlar, agresiflik gibi kısmen daha hafif sayılabilecek suçlara dönüşebilmektedir.

Vücudumuzda değişik genler tarafından kodlanan yüzlerce değişik protein ve hormon görev yapmaktadır, bunların yapısı ve miktarı değişik karakterlerin oluşmasına sebep olabilmektedir. Bunların hepsini burada ele alıp yüzlerce sayfa makale yazmak bu blogun formatını aşan bir durum, bu yüzden sadece bir kaç  hormon ile bir kaç karakter arasındaki ilişki ele alınacak.

Maceracılık Geni (DRD4)

11. kromozomda 1360 harf uzunluğunda DRD4 adında bir gen bulunmaktadır. Bu gen Dopamin adında bir protein kodlar ve bu kodlanan protein dopomin resöptörleri tarafından yakalanır ve o andan itibaren sinir hücrelerinde elektriksel sinyaller başlar ve ardından bu sinyaller bir dizi kimyasal sinyallare dönüşür.

Fazla dopamin maceracı yapıyor

11-copyDRD4 geni'nin ortalarında 48 harf uzunluğundaki bir bölgenin içinde kişiden kişiye değişen 2 ile 11 tekrarı(repeats) olan bir dizilim bulunur (VNTRs : variable number tandem repeats).

  • Gen’in bu bölgesindeki tekrar sayısı ne kadar fazla ise reseptörlerin Dopamin yakalama kabiliyeti o kadar yüksek olur ki, bu da dopaminin beyinde artması ve kişinin motivasyonunun yükselmesine sebep olur. Çok yüksek motivasyon bir süre sonra kişinin her şeyden çok çabuk sıkılmasına ve yeni maceralara yönelmesine sebep olur.
  • Tekrar sayısı azaldıkça beyindeki dopamin miktarı da azalır ve Dopamin miktarındaki bu azalma kişinin mutsuz bir ruh haline bürünmesine hatta depresyona girmesine sebep olur.(7)
Toronto Üniversitesinin 1999 yılında DRD4 geni ile yapmış olduğu enteresan bir araştırma var. Araştırma, DRD4 geninin uzun formuna sahip Heteroseksüel ve Homoseksüel erkeklerin maceraya daha yatkın olduğunu gösteriyor.

Araştırmadan çıkan sonuçlar
  • DRD4 geninin uzun formunu taşıyan Heteroseksüel  erkeklerin başka bir erkekle yatma sayısı, kısa formunu taşıyanlara göre altı kat daha fazla.
  • DRD4 geninin uzun formunu taşıyan Homoseksüel erkeklerin bir kadınla yatma sayısı, kısa formunu taşıyanlara göre beş kat fazla.(1)
Dopaminin diğer etkiler: Dopamin, vücutta kalp atışı ve kan basıncını düzenleme gibi görevlerinin yanı sıra beynin ödüllendirme sisteminde de önemli rol oynar. Ayrıca beyinde dopamin miktarının düşmesi, hareketlerin kontrolünün zorlaşmasına sebep olur. Bu durumun uzun süre devam etmesi halinde ise parkinson gibi ağır hastalıklar da ortaya çıkabilir.

Serotonin, titizlik ve  vurdumduymazlık

Serotonin de dopamin gibi beyinde etkili görev yapan bir hormodur, eksik veya fazla olması karakter oluşumunu etkiler. Serotonin en bilinen etkileri insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi vermesi.
Serotonin'in aşırı eksik ve aşırı fazla olduğu durumlar: Serotonin aşırı düşük olduğu hallerde keyfisiz, tepkisiz, intihara, şiddete eğilimli, normalin üzerinde olduğu durumlarda ise aşırı titiz, aşırı düzenli ve aşırı evhamlı bir ruh hali görülür.Kişinin sosyal statüsüne göre beyindeki serotonin yükselir. (2)

Düşük kolesterol ve suça yatkınlık

Kolesterolün düşük olması durumunda hücre plasma membran akışkanlığı bozulur ve serotoninin hücreye girişi engellenir.
Kolesterolün aşırı düşük olması da serotonin eksikliğinde olduğu gibi saldırgan, kavgacı, agresif ve kontrol edilemeyen kişilik bozuklukları gibi semptomların görülmesine sebep olur.
Bu konuda yapılmış bir araştırma: Erkek çocukları üç nesildir gangster olan Hollandalı aile ile yapılan bir genetik çalışmada ailenin erkeklerinde Monoamine Oxidase A geninin değişik bir versiyonu bulundu ve bu değişik versiyonun kodladığı Monoamine oxidase hormonunun da kanda kolesterol seviyesini düşürdügü tespit edildi.

Kolesterolün serotonin üzerindeki bu indirekt etkisi beyinde serotonin seviyesinin düşmesine ve buna bağlı olarak kişinin mutsuz, doyumsuz, agresif ve suç işlemeye eğilimli bir ruh haline bürünmesine sebep olur (3) (4).

7 ülkede 350977 kişi ile 6 yıl boyunca yapılan MrFit olarak adlandırılan genis çaplı araştırma da, düşük kolesterollü kişilerin yüksek kolesterollü kişilere göre belirli bir yaş grubunda ölüm sebebinin genellikle kaza cinayet ve intihar olduğunu saptandı. (5)
F1.expansion

Bencillik 


Kadında yumurtalıkböbrek üstü bezleri ve adrenal kortekste az miktarda testosteron üretilmektedir. Genetik sebeplerden dolayı bazen testosteronun miktarı artabilmekte ve bu da kadının karekterinde değişikliklere sebep olmaktadır.

University College London tarafından yapılan araştırma, testosteron miktarı arttıkça kadınların daha bencil, daha inatçı, olduğunu ortaya çıkardı.
İki kişilik gruplardan oluşturulan kadınlara çeşitli günlerde çeşitli dozlarda testosteron hormonu verilerek yapılan araştırmada yüksek dozda testosteron tabletleri verildiği günlerde kadınların daha inatçı, kendi fikrini kabul ettirmede daha ısrarcı dominant bir karaktere büründükleri, düşükük ve placebo tabletlerin verildiği günlerde ise birlikte karar verme ve daha kooperatif davranma eğiliminde oldukları gözlendi (6) .

Mehmet Saltuerk

 ++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar 
  1. http://www.nature.com/npp/journal/v21/n1/full/1395298a.html
  2. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0031938408003120
  3. http://www.personalityresearch.org/papers/jones.ht0ml
  4. http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1600-0447.1994.tb01483.x/abstract
  5. http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJM198904063201405
  6. http://rspb.royalsocietypublishing.org/content/early/2012/01/27/rspb.2011.2523 
  7. https://circle.ubc.ca/handle/2429/1554
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.
 

Alzheimerın ilk belirtileri gözlerde başlıyor

Demans hastalığı(bunama), Tau ve Beta-Amiloid adında iki proteinin beyinde birikmesi ile ortaya çıkar. Hastalıkla birlikte beyinde hücre öl...