11 Tem 2016

Kronik Yorgunluk Sendromunun bağırsak florası ile bağlantılı olduğu keşfedildi.

Kronik Yorgunluk Sendromu nedir
Altı aydan daha uzun süre devam eden, uyuma ve dinlenme ile geçmeyen aşırı fiziksel ve zihinsel yorgunluğa Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) adı verilir.
Kronik Yorgunluk Sendromu sadece bir yorgunluk olmakla kalmayıp kas ağrısı, baş ağrısı, boyun ağrısı, eklem ağrısı, uyku bozukluğu gibi sorunları da beraberinde getiren kompleks bir hastalıktır.[1] Hastalığın kesin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte aşırı stres, beslenme alışkanlığı, genetik yatkınlık ve viral enfeksiyonlar gibi faktörlerden şüpheleniliyor.

cfsHastalığın sebebinin tam olarak bilinmemesi doktorların hastalığa kesin teşhis koymasını zorlaştırıyor. Doktorlar, Kronik Yorgunluk(YKS) şikayeti ile gelen hastaların yapılan muayenesinde somut bir bulguya rastlamazsa, hastalığın psikolojik ya da kuruntudan kaynaklandığı yargısına varıyorlar ki, bu yaklaşımın doğru olmadığı ilerleyen zamanda anlaşılıyor.

Son zamanlarda Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hakkında yapılan araştırmalar hastalığın net bir şekilde biyolojik nedenlerden kaynaklandığını gösteriyor.

Bu konuda yapılan araştırmalardan bazıları Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hastalarının beyninde karakteristik anormallikler [2] ile bağışıklık sisteminde önemli değişiklikler olduğunu gösteriyor.[3]
Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hastalarının bağırsak florasında keşfedilen değişiklikler
Cornell Üniversitesinden Ludovic Guilloteaux ve ekibinin 48 KYS hastası ile 39 sağlıklı insanın dışkı ve kan örneklerini karşılaştırarak yaptığı araştırma bağırsak florası ile Kronik Yorgunluk Sendromu arasında şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir bağlantının olduğunu gösteriyor.[4] Ludovic Guilloteaux ve ekibi, bu araştırma için deneklerden aldığı dışkı ve kan örneklerinde bağırsak bakterilerinin DNA ları ile kanda bulunan beş farklı inflamasyon belirteçlerin konsantrasyonunu ölçütüler.
Untitled-3
Bağırsaktaki bulgular
Bağırsaktaki bulgulara geçmeden önce konunun daha iyi anlaşılması için kısaca Bağırsak florasından bahsetmek gerekiyor.
Bağırsak florası, sindirim sisteminde yaşayan ve vücuda alınan gıdarı sindirmekle görevli, sayıları 10 milyon ile 1 katrilyon arasında değişen yaklaşık 500-1000 değişik türdeki mikroorganizmanın genel adıdır.
Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin %98'i faydalı bakterilerden oluşur ve bunlar bağırsakta kaldığı müddetce faydalı görevlerine devam ederler. Eğer bu bakteriler bir şekilde bağırsaktan kana geçerse iltihabi reaksiyonlar başlayarak kişinin hastalanmasına sebep olur.[5]
Bağırsak florasının azlığı veya belirli bakterilerin bağırsakta bulunmaması Crohn hastalığı gibi kronik ve iltihabi bağırsak hastalıklarının ortaya çıkmasına yol açar. Bu bakımda bağırsak florasındaki bakterileri gerek sayısının gerekse çeşidinin eksilmemesi önemlidir.
Guilloteaux ve ekibi yaptıkları bu araştırma ile Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hastalarının bağırsak florasında sağlıklı insanlara göre daha az mikroorganizmanın bulunduğunu ve var olanların da daha az hareketli olduğu tespit etti.
Kandaki bulgular
Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS) bulunan hastaların kanında bir inflamasyon belirteçi olan Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein(LBP) seviyesinin yüksek olduğu gözlendi. Bu durum, hastanın bakteriyel bir enfeksiyonla karşı karışıya olduğu anlamına geliyor. Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein(LBP), bakteriyel enfeksiyonu fark ederek vucudu savunma için alarma geçirir. Yani LBP‘nin kanda yükselmesi bağışıklık sisteminin bakteriyel bir enfeksiyona karşı verdiği doğal bir yanıttan başka bir şey değildir.
Bakteri kana nereden ve nasıl geçiyor
Sağlıklı bir bağırsak duvarından kana bakteri, mantar, parazit ve toksik atıkları geçemez. Çünkü bağırsak duvarının yapısı buna müsade etmez. Ancak hasarlı bağırsaklarda (sızıntılı bağırsak, ingilizce:leaky gut) veya Geçirgen Bağırsak Sendromu hastalarında bakteriler ve toksik maddeler bağırsak duvarından kana sızarak kanı enfekte eder.
Yapılan bu araştırmadan elde edilen önemli başka bir bulgu ise, Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hastalarının bağırsak duvarının geçirgen olduğu ve bağırsaklarda bulunan bakterilerin kana geçerek iltihaplanmaya sebep olduğunun keşfedilmiş olması.
Tedavide yeni umut
Şu ana kadar Kronik Yorgunluk Sendromunun(KYS) etkili bir tedavisinin olmaması hastalık hakkında somut biyolojik delillerin olmamasından kaynaklanıyordu.
Guilloteaux ve ekibi bu araştırma ile kronik yorgunluk sendromu olan hastaların bağırsaklarında daha az sayıda bakterinin konakladığını, bağırsak duvarlarının geçirgen olduğunu ve bu nedenle bağırsaktan kana bakteri geçişi olduğunu, bunun da kanda iltihabi reaksiyonların ortaya çıkmasına sebep olduğunu keşfettiler.
Bu önemli keşifle birlikte Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) teşhisinin kan ve dışkı testi ile çok daha kolay bir şekilde tespit edilebilmesinin yolu açılmış oldu.
Sonuç
Bağırsak florası ve bağırsak duvarındaki bu değişimin Kronik Yorgunluk Sendromunun(KYS) ortaya çıkmasında sebep mi yoksa sonuç mu olduğu şimdilik tam olarak bilinmiyor ama araştırmayı yürüten Giloteaux konu hakkında yaptığı acıklamada, geliştirilecek ilaç ve uygun diyet planları ile bağırsak florasının tekrar dengeye sokularak hastaların normal yaşantıya dönebileceklerini umut ettiğini belirtti.
Kaynaklar
  1. http://annals.org/article.aspx?articleid=708271
  2. http://pubs.rsna.org/action/doSearch?SeriesKey=&AllField=CFS
  3. http://advances.sciencemag.org/content/1/1/e1400121
  4. http://microbiomejournal.biomedcentral.com/articles/10.1186/s40168-016-0171-4
  5. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0140673603124890
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Etnik grupların genlerinde o gruba özel bölgeler bulunmaktadır.

Etnik grupların DNA larında, sadece o gruba özel belirli bölgeler bulunabilmektedir. Toplumdan topluma değişen bu özel bölgeleri internationale HapMap-Projekt adlı proje çerçevesinde araştırılmaktadır. Örneğin, İsrailde yaşayan Ashkenaz ve Sepharde adlı etnik gruplarda031218_hapmap_300_0, Afrikada yaşayan Yoruba adlı etnik grupta, Çinde yaşayan Han-Chinese adlı etnik grupta ve İngiltere'nin kuzey-doğus Walesde yaşayan etnik grupta, özel DNA bölgeleri bulunmaktadır.
Sadece bazı  etnik grupların DNA larında görülen bu ender bölgeler o toplumun geriye doğru izlerini taşımaktadır. Bu özel bölgelerin bozulmadan kalması ancak o etnik gruptaki bireylerin sürekli birbiri ile gen alış veriş yapması ile mümkün olmaktadır. (Cinsel birleşme anlamında)
Tehlikeleri 
Grup içi gen alışverişlerinden doğan çocuklarda aynı özel bölgeler bulunacaktır. Bu aslında genetik olarak tehlikeli bir durum. çünkü aynı genetik hastalığı taşıyan iki bireyden doğan çocukların hasta olma olasılığı çok daha yüksek olmaktadır.
(Bazı genetik hastalıklar ancak hem anneden hem babadan alınan genlerin her ikisinde birden hasarlı bölgenin bulunması ile ortaya çıkmaktadır.) Bu yüzden akraba ve genetik olarak yakin grupların evlilikleri her zaman büyük risk taşımaktadır.
Türkiyede durum
Türkiyenin çeşitli bölgelerinde yaşayan etnik grupların, örneğin Alevilerin, Kürtlerin Çerkezlerin, Lazların, Tatarların ve daha onlarca irili ufaklı etnik grupların genlerinde bu özel bölgelerin (Polymorphism) bulunması kaçınılmazdır.
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

İlk olarak Multipl Skleroza sebep olan bir mutasyon keşfedildi.

Multipl skleroz(MS), bağışıklık sisteminde bulunan T-hücreleri'nin sebebi henüz tam olarak bilinmeyen bir nedenle sinir hücreleri üzerinde bulunan koruyucu ve yalıtım özelliği olan Miyelin Kılıfa zarar vermesiyle ortaya çıkan bir bağışıklık sistemi hastalığıdır.
1Miyelin kılıfın zarar görmesiyle birlikte beyin ile vücut arasında koordiayson sorunları başlar ve hasta hareket, konuşma ve görme bozuklukları gibi temel vücut fonksiyonlarında birtakım problemler yaşamaya başlar.

MS hastalığının başlamasına sebep olan biyolojik süreç hakkında elde çok fazla kesin bilgi bulunmamakla beraber hastalığın ortaya çıkmasında Beyin-kan bariyerinin geçirgenliği, bağırsak florası, güneş ışığı ve D vitamini alınımı gibi etkenlerin rol oynadığı konusunda bulgular bulunmakta ama bu bulguların hastalığın ilk ortaya çıkmasında ne derece etkili olduğu konusu halâ tam olarak bilinmiyor.

MS vakalarının bölgelere ve etnik kökenlere göre farklı oranlarda görülmesi, hastalığın ortaya çıkmaşında genetik mutasyonların etkili olabileceği fikrini güçlendirmesine rağmen şimdiye kadar yapılan çalışmalarda bu konuda elle tutulur bir bilgiye ulaşılamamıştı.

İlk olarak genetik bir mutasyon keşfedildi

Unbenannt-1British Columbia Üniversitesi'nden Vilarino-Güell ve arkadaşları ilk olarak multipl skleroza sebep olan genetik bir mutasyon keşfettiler. Vilarino-Güell ve ekibi, 4400 multipl skleroz hastası ve bu hastaların 8600 yakın akrabasını mercek alarak yaptıkları genetik çalışmada iki ailede iki jenerasyon üst üste beş multipl skleroz vakasının olduğunu tesbit ettiler.

Bu tespit hiç kuşkusuz genetik açıdan oldukça büyük anlam ifade ediyor.

Ekip araştırmayı bir adım daha ileri götürerek bu iki ailedeki MS hastası kişilerin genetik analizlerini yaptı ve analizler sonunda bu kişilerin NR1H3 geninde çok nadir rastlanan bir mutasyon olduğunu tespit etti.
İlginç olan başka bir konu ise araştırmaya katılan yaklaşık 13.000 kişiden bazılarında da bu mutasyonlu gen bulunmasına rağmen bunlardan sadece % 70’ inde MS vakası görüldü.

Bu mutasyon ne anlama geliyor?

NR1H3 geni LXRA adında bir Regulator-proteini kodluyor. Mutasyonlu geni taşıyanlarda bu protein üretilemiyor.

LXRA proteinin görevi nedir?

Bu proteinin görevi, sinir hücrelerindeki iltihaplanmaları önleyici proteini kodlayan başka bir genin çalışmasını teşvik etmek. Başka bir ifade ile LXRA proteini indirekt olarak miyelin kılıfın zarar görmesine sebep olan iltihapları engelliyor.
UnbenanntVilarino-Güell, konu ile ilgili yaptığı açıklamada, mutasyonlu geni taşımasına rağmen henüz Multipl Skleroz olmamış kişilerin çevresel faktörlerden daha çabuk etkilenerek hastalığa daha kolay yakalanmalarının mümkün olduğunu bildiriyor. Vilarino-Güell, bu kişilerin bir anlamda uçurumun kenarında olduklarını söylüyor.

Yeni tedaviler için fırsat

Uzmanlar bu mutasyonun her 1000 MS hastasının sadece biride bulunduğunu tahmin ediyorlar. Hernekadar MS hastalarının çok küçük bir kısmı bu nadir bir mutasyonu taşıyor olsada, bu keşif MS’i ilk ortaya çıkaran mekanizmanın(ların) anlaşılması açısından önem arz ediyor.

Sonuç

Dünya çapında yaklaşık 2 - 2,5 milyon MS hastası olduğu tahmin ediliyor ve hastalığın ileri aşamalarında hastaya uygulanabilecek  tatmin edici pek fazla tedavi seçenekleri kalmıyor.
Vilarino-Güell, „Bu keşif sadece hastalığın semptomlarını ortadan kaldıracak yeni tedavi metotlarının geliştirilmesine olanak sağlamakla kalmayacak aynı zamanda MS'in ilk ortaya çıkmasında rol oynayan temel sebeplerin anlaşılmasını da kolaylaştıracak“ diyor.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Güzel bir popo sağlıklı olmanın göstergesi

Güzel bir popo kadınları hem daha zeki, hem de kronik hastalıklara karşı daha dirençli yapıyor.
Şimdiye kadar güzellik konusunda yapılan araştırmalardan ortaya çıkan önemli bulugulardan biri de güzelliğin sağlığın bir göstergesi olduğu yönünde…(Ayrıca güzellik, evrimin önemli bir parçası olan Doğal Seleksiyonun da tetikleyici bir gücüdür.)

Güzel popo, güzel kalça ve sağlık
12063863_10153577814027211_5456043676410920905_n
Oxford Üniversitesi / Churchill Hastanesi nin 16.000 kadınla yapmış olduğu bir araştırma, ortalamadan daha büyük popoya sahip kadınların hem daha sağlıklı, hem kronik hastalıklara daha dayanıklı, hem de daha zeki olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar bu şaşırtıcı sonucun sebebinin yağ metabolizmasında kaynaklandığını, popo ve kalçada yüksek miktarda bulunan omega-3 yağ asitlerinin beyin gelişimini teşvik ettiğini, bunun da zekayı olumlu yönde etkilediğini, eğer kadın hamile ise bu olumlu etkinin bebeğin beyin gelişiminde de kendini gösteriyor belirtiyorlar.
Ayrıca omega-3 yağ asitlerinin, kalp ve damar sağlığını koruma, kanın normal şekilde pıhtılaşmasını sağlama, hipertansiyonu düşürme, bağışıklık sistemi hastalıklarını önleme gibi önemli faydalarının olması büyük popolu ve geniş kalçalı kadınlara sağlık konusunda büyük avantajlar sağlıyor.
Makalede güzel bir popo ve kalçanın kadına sağladığı metabolik avantajlar şöyle sıralanıyor
  • Düşük kolesterol seviyesi
  • Daha az kalp ve diyabet problemi
  • Beyin gelişiminde önemli rol oynayan omega 3 yağlarının daha fazla üretilmesi.
  • Daha zeki çocuklar doğurma
  • Daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam.
NOT : Kaliforniya Santa Barbara ve Pittsburgh Üniversitelerinin birlikte yaptığı benzer bir araştırmadan da aşağı yukarı aynı doğrultuda sonuçlar elde edildi.
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 
Kaynak
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Hassas Bağırsak Sendromu ve bağırsak içerisinde gaz ölçümü.


Hassas Bağırsak Sendromu ya da diğer adıyla İrritabl Bağırsak Sendromu(IBS), birçok insanın hayatında en az bir kez yaşadığı ve genellikle 
Print
stres ve beslenme alışkanlığından kaynaklanan sindirim sistemi işlevsel bozukluğudur.
Hassas Bağırsak Sendromu, ağrı şişkinlik ve dışkılama alışkanlığında bozukluk şeklinde kendini gösterir ve bu şikayetlerle doktora giden hastaların yapılan tetkikler sonucunda bağırsaklarda herhangi bir organik bozukluk veya patolojik bulgu çıkmazsa rahatsızlığa IBS teşhisi konur.
IBS belirtileri
Rahatsızlık, genellikle yemekten sonra bağısaklarda gaz sıkışmasından kaynaklanan gelip geçen karın ağrısı ve şişkinlik şeklinde kendini gösterir. Gaz çıkarma ve tüvalete giderek rahatlama sağlanır.
Bağırsak içinde gaz konsantrasyonunu ölçen kapsül.
Gas-sensing capsule, Hassas Bağırsak Sendromu olan hastaların teşhisine yönelik geliştirilen küçük elektronik bir cihazın adıdır. Cihazda hidrojen, karbondioksit ve metan gazlarını algılayan sensorlar bulunmaktadır.
Cihaz, ağız yoluyla alındıktan sonra bağırsaklarda bir yolculuğu başlar ve yolculuk boyunca her 5 dakikada bir gaz ölçümü yaparak sonuçları akıllı telefona gönderir ve daha sonra bağırsaklarda ölçülen gaz miktarına göre tedaviye başlanır.
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynak:

Intestinal Gas Capsules: A Proof-of-Concept Demonstration

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Pirinçte Arsenik tehlikesi

Dünya mutfaklarının vazgeçilmezi ve her kültürün ortak damak zevki pirinç, Arsenik tehlikesi altında

Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü (BfR) tarafından yapılan açıklamada, pirinç ve pirinç ürünlerinde inorganik Arsenik bulunduğu ve bu yüzden pirinç tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiği 
pirinc-tarlasi
belirtiliyor.
Arsenik, toprakta doğal olarak bulunan kanserojen bir elementtir. Bunun dışında endüstriyel atıklar ve fosil yakıtların kullanımı sonucu açığa çıkan Arsenik toprakta zaten var olan Arsenik konsantrasyonunu daha da arttırmaktadır.
Topraktaki Arsenik pirince nasıl geçiyor ?
Pirinç doğası gereği sulak yerlerde anaerobik koşullar altında yetişen bir bitkidir. Pirinçin yetiştiği sulak bölgeler aynı zamanda Arsenik konsantrasyonunun da en fazla olduğu bölgelerdir. Pirinç, su içerisinde çözünük halde bulunan arseniği kökleri aracılığı ile emerek tanelerine taşır.
Normal ve yüksek oran nedir?
Pirinçteki Arsenik konsantrasyonu pirincin çeşidi ve yetiştiği bölgeye göre değişiklik göstermektdir. Yapılan Laboratuvar analizleri kahverengi pirinçteki arsenik oranının beyaz pirinçe göre daha fazla olduğunu gösteriyor.
  • Ortalama inorganik Arsenik miktar:  0.1 mg/1 kg
  • Yüksek inorganik Arsenik miktar: 0.2 mg/1 kg
Uzun süreli inorganik Arsenik alımı hem yetişkinlerde, hemde çocuklarda Deri lezyonları, Damarlarda ve sinir sistemi hasarlarına sebep olur. Daha ciddi durumlarda ise cilt, akciğer, mesane, yemek borusu, tiroid kanseri gibi hastalıklara sebep olur.
Sonuç
Toprağın bölgelere has özelliği Arsenik miktarında farklılıklara sebep olamaktadır, bu yüzden Arsenik'in etkileri kişilere ve coğrafi bölgelere göre değişebilmektedir. Ayrıca Arsenik kullanan işletmelerin duyarsızlığı veya dikkatsizliği toprağın yüksek oranda kirlenmesine sebep olmaktadır. Bu faktörler göz önünde bulundurularak pirincin yetiştiği bölgeye göre Arsenik ölçümleri yapılmalıdır.
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Alzheimerın ilk belirtileri gözlerde başlıyor

Demans hastalığı(bunama), Tau ve Beta-Amiloid adında iki proteinin beyinde birikmesi ile ortaya çıkar. Hastalıkla birlikte beyinde hücre öl...