22 Haz 2014

Alkol bağımlılığına genetik yatkınlık

Aalkolizm, en basit ifade ile kronik ve aşırı alkol tüketimiyle oluşan bir bağımlılık hastalığıdır.
 Toplumda, alkol bağımlılığının psikolojik ve sosyal sebeplerden kaynaklandığı konusunda yaygın bir inanış olmasına rağmen genetik çalışmalardan elde edilen sonuçlar bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Uzun yıllardan beri bilim çevrelerinde alkol bağımlılığı ile genler arasındaki ilişki araştırılıyor ve şimdiye kadar alkol bağımlılığına sebep olan birbiriyle bağlantılı yüzlerce gen bulundu.
İndiana Universitesi tarafından yapılan ve 20 Mayıs 2014 tarihindeTranslational Psychiatry dergisinde yayınlanan araştırma ise bu yüzlerce gen içinde 11 gen'in alkol bağımlılığı ile daha fazla bağlantılı oldugunu gösteriyor. (Belki bu konuda daha fazla gen de rol oynuyor olabilir)
- Her ne kadar bu genlerin çalışmasını tetikleyen çevresel faktörler olsada bunlar ikincil faktörler olduğunu artık biliniyor.
Metot
Şüpheli 135 gen arasından 11 aday gen seçildi
İşe, daha önce hayvanlarda ve insanlarda alkol bağımlılığına sebep olan potansiyel 135 genin incelenmesiyle başladı.
Incelemeye paralel olarak bu genlerdeki varyantların alkolik ve normal insanlarda ne sıklıkta rastlandığını tespit etmek için 411 alkolik, 1.307 kontrol grubundan oluşan bir denek grubuna genetik test uygulandı ve çıkan sonuca göre bir risk listesi oluşturuldu. Çalışma sonunda çeşitli kriterler göz önünde bulundurularak 11 aday gen belirlendi.
Yapılan gen analizleri 11 gen içinde en fazla varyasyonun dördüncü kromozom üzerinde bulunan Synuclein Alpha (SNCA) adındaki gende olduğunu ve bu varyasyonlara sahip olanların oldukça yüksek seviyede alkolik olduğunu gösterdi.
SNCA geninin görevi nedir?
SNCA geni, SNCA adında bir protein kodluyor ve bu protein beynin esnekliğini sağlıyor. Bu protein ayrıca nöronlar arasında nörotransmitter olarak görev yaparak sinirler arasında iletişimi sağlıyor. Bu protein'in beyinde olmaması veya yeterli olmaması durumunda nörobiyolojik aktivite azalıyor ve kişinin motivasyonu düşüyor.
tp201429f4Nasıl alkol bağımlısı olunuyor?: Başlangıçta alkol tüketimi ile yükseltilen nörobiyolojik aktivite, alkolün etkisinin geçmesiyle tekrar düşüyor. Aktiviteyi yükseltmek için tekrar alkol alınıyor ve sonunda kişi bu kısır döngü içierisinde alkol bağımlısı oluyor
Sonuç
Yapılan bu araştırma, alkoliklerin beyninde SNCA protein’nin çok az olduğunu ve bu eksikliği dengelemek için kişinin sürekli alkol tüketerek nörobiyolojik aktiviteyi yükselttiğini gösteriyor. 
Yakın gelecekte alkol bağımlılığı basit bir kan testi ile öğrenilebilecek
Bu bulgular ışığında geliştirilecek basit bir kan testi ile kişinin alkolik olma riski taşıyıp taşımadığı önceden belirlenebilecek. 
tp201429f2Şimdi sıra SNCA proteinin kandaki miktarını ölçecek yeni bir kan testinin geliştirilmesinde…
Her ne kadar risk grubundaki kişilerin beyninde SNCA proteini çok az olsada kanlarında oldukça fazla miktarda bulunuyor. Bu da  SNCA'nin kandaki tespitini kolaylaştıran bir avantaj...
Çok yakın bir gelecekte bu testin piyasaya çıkacağı tahmin ediliyor. Bu testin piyasaya çıkması ile birçok kişi daha alkole başlamadan tespit edilip önlem alınabilecek.
Not : Risk listesinde yer alan diğer 10 gen'in beyin metabolizmasında değişikliklere sebep olan ikincil etkilerinin olduğu tespit edildi.
SNCA geninin genetik haritası

Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynak

Genetic risk prediction and neurobiological understanding of alcoholism

Citation: Translational Psychiatry (2014) 4, e391; doi:10.1038/tp.2014.29

Published online 20 May 2014

Diyabet araştırmalarında yeni çığır açıldı: insülin iğnesi yerine ilaçlı tedavi

Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada ilk olarak insülin’in vücutta parçalanmasını yavaşlatan bir madde keşfedildi. Şimdilik farelerde denen ve başarılı sonuç veren 6bK adındaki bu madde, diyabetin ilaçlı tedavisi için gelecekte umut vaat ediyor
Metot
6bK adındaki madde, yemek sonrası farelere 2 mg  verildi ve ardından 6bK nin çeşitli dokulara dağılımı ve bu dokularda ne kadar süre ile etkili olduğu incelendi. Aynı zamanda farelerden yemek sonrası düzenli olarak kan örneği alınarak kandaki şeker düzeyi de ölçüldü.
Sonuç: 
  • 6BK nın vücutta yarılanma süresinin yaklaşık iki saat olduğu tespit edildi. (Şekerin insülin tarafından hücrelere taşınması için bu süre yeterli.)
  • 6BK ile tedavi edilen farelerin, yemek sonrası insülin seviyenin yüksek, kan şekeri düzeyinin düşük çıktığı belirlendi.

Bir Görüş : Bu keşif diyabet tedavisinde yepyeni bir yol açabilir. Bu konuda yeni ilacların piyasaya çıkabilmesi için klinik deneylere ihtiyaç var. Çıkarılacak olan bu yeni ilaçların insanlarda daha etkili ve daha uzun süreli olabilmesi için yeni katkı maddeleri de kullanılabilir.
Diyabet hakkında kısa bilgi:
Diyabet Nedir?
nature13297-f1[2]İnsülin, besinler yolu ile alınan şekeri kanda dengeli düzeyde tutan önemli bir hormondur. Diyabet, pankreastaki beta-hücrelerinin insülin hormonun üretmemesi veya ürettiği insulin hormonunu etkili bir şekilde kullanamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir rahatsızlıktır.
İnsülin direnci nedir: Eger pankreas tarafından üretilen insülin yetersiz ise, insülin-reseptörleri insülini yakalayamaz ki, bu durum şekerin hücre içerisine girmesine aracılık eden GLUT kanallarının açılamamasına ve buna bağlı olarak da kandaki şeker miktarının artmasına sebep olur. İnsülinin bu fonksiyonel görevini yerine getirememesine insülin direnci denir.
Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynak : 

Anti-diabetic activity of insulin-degrading enzyme inhibitors mediated by multiple hormones

Natur (2014) doi: 10.1038/nature13297 Received 9. August 2013  Akzeptiert 27. März 2014  Online veröffentlicht 21. Mai 2014



Güzellik beyinde uyuşturucu etkisi yapıyor

Beyin, güzel bir yüz görüldüğünde opioid adında morfin benzeri bir madde üreterek o anın keyfini
çıkarıyor. Oslo üniversitesi tarafından yapılan bu araştırmada denekler üç ayrı gruba ayrıldı.
Metot:
  •  1. Grup‘a opioid içeren,
  • 2. Grup‘a opioid moleküllerini bloke eden naltrexon,
  • 3. Grup‘a(kontrol grubu) plecobo ilaçlar verildi ve daha sonra bu ilaçların beyindeki etkisi gözlendi.

Araştırma 30 erkek ile iki aşamada gerçekleştirildi.
  1. Aşama : Üç grubataki erkelere bilgisayar ekranından beş saniyede bir değişen çesitli kadın yüzleri gösterildi ve erkeklere, gösterilen yüzleri güzellik derecesine göre değerlendirmesi istendi.
  2. Aşama :
  1.  Grup‘a dışarıdan extra Opioid verildi.
  2. Grup‘a opioid moleküllerini yakalayan reseptörleri bloke eden Naltrexon verildi.
  3. Grup‘a ise hiç etkisi olmayan Placebo bir ilaç verildi ve ardından üç gruptaki erkeklere aynı bayanların yüzleri tekrar gösterilerek bayanları tekrar değerlendirmeleri istendi.

Sonuç :
    beu
  • Opioid verilen birinci gruptaki erkekler güzel buldukları bayanlara çok daha uzun süre baktılar ve bir önceki değerlendirmeden daha fazla not verdiler. Bu gruptaki erkekler güzel bulmadıkları bayanlara ise çok daha kısa süre baktılar.
  • Naltrexon verilen ikinci grup, bir önceki testde güzel buldukları bayanlara bile çok kısa süre baktılar ve daha az not verdiler.
  •  Placebo verilen üçüncü grupta ise hiçbir değişiklik olmadı.

Not1 : Bu araştırma, insanların beğenisinin kimyasal maddelerle manipüle edilebileceğini göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Not2 : University of California yapmış olduğu başka bir araştırmaya göre, beynimizdegüzelliği algılayıp değerlendiren iki aşamalı bir güzellik-sensörü bulunmaktadır.
  1. Aşama: Güzellik arka beyni aktif hale geçirerek, 750 milisaniyede „Güzel yada değil, bakmaya değer yada eğil“ kararı veriliyor.
  2. Aşama: Değerlendirme aşaması.Eğer değerlendirme„Güzel“ ise, beynin sol ve ön tarafı aktif hale getirerek güzellik analiz ediliyor. Bu aşamada objenin şekili, rengi hareketi  diğer güzel şeyler ile karşılaştırılması yapılıyor. Bu ana „Aha anı“ deniyor.

Beyinde iki aşamalı değerlendirmenin nasıl çalıştığı tam olarak henüz bilinmiyor, ama bireysel beğenilerin, kültürel ve tarihsel etkilerin, karakterin begeni sürecinde etkili olduğu tahmin ediliyor. (Kaynak :http://www.pnas.org/content/110/Supplement_2/10454)
Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynak
Molecular Psychiatry , (11 February 2014) | doi:10.1038/mp.2014.1

Rewards of beauty: the opioid system mediates social motivation in humans

psychiiatry
:

4 Nis 2014

Şişmanlığa sebep olan bir gen bulundu.


Aynı diyeti uygulayan kişilerlerden bazıları şişmanlarken, bazılarının zayıf kalmasının genetik sebebi şimdiye kadar pek bilinmeyen bir konuydu. King's College / London  tarafından yapılan bir araştırma ile bu bilinmezlik büyük ölçüde aydınlığa kavuştu.

Suçlu; AMY1 geni

AMY1 geninin fonksiyonu nedir? : AMY1 geni birinci kromozomda 1536 bp uzunluğun(orta uzunlukta) bir gen olup tükürük bezleri tarafından salgılanan Amilaz enzimin kodlar.
Amilaz enziminin fonksiyonu nedir? : Amilaz(α-Amylase 1, Ptyalin), tükürük içerisinde bulunan ve sindirimin ilk olarak ağızda başlamasını sağlayan bir enzimdir. Ağza alınan karbonhidratlar ilk olarak tükürük içerisnde bulunan Amilaz tarafından parçalanarak bir şeker türü olan maltoza dönüştürülür. (Amilaz enziminin pankreasta salgılanan Pankreas-Amylase adında iki değişik formu daha vardır.)
Not 1: Ağıza alınan küçük bir ekmek parçasının çiğnendikten bir süre sonra ağıza şekersi bir tat vermesi, Amilaz enzimin karbonhidratı parçalayarak maltoza (şekere) dönüştürmesinden kaynaklanmaktadır.
AMY1 geni ile şişmanlık arasındaki ilişki.
Metot: Her gen gibi AMY1 geni de kendini kopyalar ve kendini kopyalarken sorumlu olduğu enzimi kodlar. Kopyalama sayısı arttıkça genin kodladığı enzimin miktarı da artar. Çeşitli seviyelerde fazla kilolara sahip 149 İşveçli aile ile yapılan bir çalışma,  Amilaz enziminin vücuttaki seviyesinin şişmanlığı belirlemede önemli rol oynadığını gösterdi. Buna göre Amilaz enziminin miktarı azaldıkca şişmanlığın derecesinin arttığı görüldü. Burdan yola çıkarak Amilaz enzimini kodlayan AMY1 geni mercek altına alındı ve yapılan genetik çalışmalar sonucunda, AMY1 geninin kopyalanan sayısı azaldıkca şişmanlığın arttığını görüldü. Çalışmalar, en az kopya sayısına sahip kişilerin en fazla kopya sayısına sahip kişilere göre 8 kat daha fazla obezite riski taşıdığını gösterdi.
fig1
Not 2: Aynı araştıma ingiltere, Çin ve İsveç birçok kez tekrarlandı ve aynı şonuçlar elde edildi.
Sonuç
Enzim aktivitesi ile gen kopyalama sayısı arasındaki olumsuz etkinin, sindirimde rol oynayan diğer metabolik rahatsızlıklardan kaynaklanabileceğini düşündürüyor. Bu araştırmanın bir sonraki basamağı ise diğer metabolik rahatsızlıklar ile AMY 1 geni arasındaki ilişkiyi araştırmak olacak...
Yakın bir gelecekte amilaz ve diğer önemli enzimler basit bir kan veya tükürük testi ile ölçülerek obezite daha henüz başlamadan önlem alınabilecek.
AMY1 geninin genetik haritası   AMY1 




Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 

Low copy number of the salivary amylase gene predisposes to obesity

Nature Genetics (2014) doi:10.1038/ng.2939 Received 15 August 2013  Accepted 06 March 2014  Published online 30 March 2014

Güneş ışığı tansiyonu düşürüyor


Tansiyon hakkında ön bilgi

Tansiyon Nedir: Çok basit ifadeyle kanın, kan damarları duvarına yapmış olduğu basınca 


tansiyon denir. Yüksek tansiyon toplumun neredeyse yarısını ilgilendiren yaygın bir hastalık olup

ölüm nedenleri arasında kanserden bile önde gelmektedir. Yüksek tansiyon yıllarca semptomsuz olarak sinsice ilerlerler ve başta kalp, damar, beyin ve böbrekler olmak üzere birçok önemli organı tahrip eder.
Tansiyonun kış aylarında daha yüksek, yaz aylarında  daha düşük olduğu 80′li yıllarda beri biliniyor. Dünyada yeme-içme alışkanlıkları ile bölgesel farklılıklardan kaynaklanan hastalıkları araştıran uluslararası INTERSALT adlı projeden elde edilen sonuçlar da ekvatordan uzaklaştıkça hipertansiyon hastalarının sayısının arttığını gösteriyor. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar tansiyonun mevsimler ve ekvatoryal konuma göre neden değiştiğini aydınlatılamamıştı. Ama yapılan son çalışmalar bunun D-vitamininin vücuda alımında rol oynayan güneş ışığı ile ilgili olduğunu gösteriliyor.
D-vitamini eksikliği, güneş ışığı ve tansiyon arasındaki ilişki.
Güneş ışığı çeşitli dalga boylarında olup; görünür ve görünmez birçok ışından meydana gelmektedir. Ultraviyole, X-ray ve kizilötesi bunlardan bazılarıdır. D vitamini ve tansiyon ile ilgili bizi ilgilendiren ışınlar sadece ultraviolet-A(UV-A) ve ultraviolet-B(UV-B) dir.
Vücutta D vitamini oluşması ve buna bağlı olarak tansiyonun düşmesi için mutlaka bu iki ışına ihtiyaç vardır. Kış aylarında özellikle de kuzey ülkelerinde güneş ışığının az ve eğik acıdan gelmesi vücudun yeterince UV-B ışınından yararlanamamasına ve buna bağlı olarakta vücudun D vitamini sentezliyememesine sebep olmaktadır.
D vitamini nasıl oluşuyor?:
D vitamini gıdalarda çok düşük miktarda bulunmaktadır bu yüzden D vitamini ihtiyacınının sadece %10 nu gıdalar yolu ile karşılanabiliyor, vücudun geri kalan % 90'nını karşılayabilmesi için mutlaka güneş ışığına ihtiyacı vardır. D Vitamini vücutta vitamin-D3 (kolekalsiferol hormon) formunda bulunur ve güneş ışığında bulunan UV-B ışını vitamin-D3'i D Vitaminine dönüştürür.
***
Birbirinden bağımsız ve farklı teknikler kullanılarak yapılan iki araştırma bize güneş ışığının tansiyonu düşürdüğünü gösteriyor.
1. Çalışma (D vitamini eksikliği damarların elastik özelliğini azaltıyor)
2013 yılında Viyana Veteriner Üniversitesinde D vitamini eksikliğinin damarlar üzerinde

  etkisi araştırıldı ve görüldü ki; Gıdalar yolu ile alınan D vitamini hücre zarındaki özel reseptörlere bağlanarak hücre içine taşınır ve orada belirli genleri aktif hale getirerek çeşitli düzenleyici fonksiyonların başlamasını sağlar.
Metot
Farelerde D vitaminini yakalayan reseptörler genetik bir müdahale ile devre dışı bırakıldı ve  daha sonra yapılan patolojik incelemede farelerin cildinde Nitrik oksit(NO) miktarının çok düşük olduğu ve buna bağlı olarak kan damarlarının elaştik özelliğinin kaybolduğu belirlendi.
Araştırma grubu, D vitamini’nin bu düzenleyici özelliğini reseptörleri iptal edilmemiş farelerde geriye doğru takip ettiler ve şöyle bir yöntem uygulayarak mekanizma ortaya çıkarıldı:
  1. Farelere D vitamini dışarıdan gıda yolu ile verildi.
  2. Hücre zarında bulunan özel reseptörler D vitaminini hücre içerisine aldılar.
  3. Hücre içine alınan D vitamini, Nitrik oksit (NO) üretimini teşvik eden bir enzimi (NO-Synthase) kodlayarak ilgili  gen'in çalışmasını başlattı.
  4. Kodlanan enzim Nitrik oksit (NO) üretimini başlattı.
  5. Ciltte oluşan Nitrik oksit(NO) kan damarlarındaki kasların gevşemesini sağlayarak tansiyonun düşmesini sebep oldu.

2. Çalışma (UV–A ışını tansiyonu düşürüyor)
Metot
2014 yılında İngiliz araştırmacıların insanlarla yaptığı benzer bir çalışmadan da yine benzer sonuçlar elde edildi.
Martin Feelisch ve Richard Weller tarafından yapılan çalışmada, gönüllü deneklerin koluna 

20 dakika boyunca UV–A ışını verildi (Bu süre 1,5 saat doğal güneş ışığına denk geliyor) ve ardından yapılan incelemede, ışınlanmış bölgedeki damarlarda genişleme ve buna bağlı olarak da büyük tansiyonda 3,5 mmHg, küçük tansiyonda 4,9 mmHg lik bir düşüş olduğu saptandı.
Bu düşüş ilk bakışta önemsiz gibi görülsede daha önceki yapılan klinik çalışmalar bu orandaki bir düşüşün önemli olduğunu gösteriyor. (Bu çalışmalarda küçük tansiyonda meydana gelen 5 mmHg lik bir düşüşün, beyin kanaması riskini % 34, koroner rahatsızlığı riskini de % 21 oranında düşürdüğü gösteriyor).
UV–A ışınının bu olumlu etkisi ışın verilmesi bırakıldıktan sonra 30 dakika daha devam ediyor ve daha sonra tansiyon tekrar yükselmeye başlıyor.
Sonuç:
Güneş ışığında bulunan UV-A ciltte Nitrik oksit (NO) oluşturarak tansiyonun düşmesine sebep oluyor. Buna göre yeterince güneş ışığında kalmak tansiyonu düşürüyor ama UV-B ışınlarının cilt kanserine sebep olduğunu da unutmamakta fayda var.
Not:
  • D vitamini hangi besinlerde bulunur: Balık, süt ve süt ürünleri, tereyağı, karaciğer, yumurta sarısı ve mantarda bulunur.
  • D vitamini eksikliği hangi rahatsızlıklara sebep olur: Çocuklarda gelişim bozukluğuna, enfeksiyonlara yatkinlik, yetişkinlerde kemik ve kas gelişiminin olumsuz etkilenmesine, MS gibi autoimmun hastalıklara  sebep olur.
  • Ayrıca D vitamini eksikliği ile kalp-damar hastalıkları, diyabet ve kanser arasında bir bağlantı olduğu biliniyor ama mekanizmasının tam olarak nasıl çalıştığı hala bilinmiyor.


Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynak 

UVA Irradiation of Human Skin Vasodilates Arterial Vasculature and Lowers Blood Pressure Independently of Nitric Oxide Synthase

Journal of Investigative Dermatology advance online publication 20 February 2014; doi: 10.1038/jid.2014.27

Vitamin D Is a Regulator of Endothelial Nitric Oxide Synthase and Arterial Stiffness in Mice

Accepted: November 18, 2013 Published Online: November 27, 2013


Alzheimerın ilk belirtileri gözlerde başlıyor

Demans hastalığı(bunama), Tau ve Beta-Amiloid adında iki proteinin beyinde birikmesi ile ortaya çıkar. Hastalıkla birlikte beyinde hücre öl...