28 Eyl 2017

Duygusal gözyaşı nedir? Göz yaşı ile milyonları hipnotize etmek mümkün mü?

Ağlama, sıklıkla ağrı, üzüntü, korku, öfke ya da sevinç içindeyken gerçekleşen insani bir reaksiyondur. Ağlama sadece belirli bir duygunun ifadesi değil, bazen bir amaca ulaşmak için manipülatif amaçla başvurulan etkili bir yöntemdir de.
İnsanlar neden ağlar? Bu sorunun cevabı bilimde tartışmalı bir konu. İlk olarak bu soruyu soranlardan bir de Charles Darwin di. Charles Darwin bu konu hakkında birbirinin karşıtı olan ama aynı zamanda birbirini dışlamayan iki teoriden bahsetmişti. Bunlardan ilki, ağlamanın bir sosyal etkileşim ve iletişim biçimi olduğu yani ağlamanın bir sosyal davranış biçimi olduğu, ikincisi ise vücudun fiziksel ve psikolojik strese karşı verdiği koruyucu fizyolojik bir reaksiyon olduğu… Hiç kuşkusuz her iki tezin de kabul edilir makul argümanları bulunmaktadır.

***
Gözyaşı toplumda öyle etkili araç ki, iki damla gözyaşı ile milyonları etkilemeniz mümkün. Zira Niklas Holzberg’in “Ars Amatoria Ovid” adlı kitabında dediği gibi “Gözyaşı sizi kazanan taraf yapar. Ellerinizle ıslanmış gözlerinizi ve yanaklarınızı silerken çeliği bile yumuşatabilirsiniz. [29].

Gözyaşı, gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde kimi zaman gizlenerek, kimi zaman da açık açık gösterilerek etkili bir yaptırım aracı olarak kullanılmaktadır. Birçoğumuz çocukların bu yönteme sıklıkla başvurduğuna şahit olmuşuzdur. Çocuklar kadar olmasa da yetişkinler de manipülatif amaçlı gözyaşı dökmeye pek hevesli görünüyorlar. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde politikacı ve din adamları tarafından yaygın olarak manipülatif amaçlı dökülen gözyaşları, milyonları hipnotize eden, orduları ele geçiren hatta koca koca ülkelerin yönetimlerini değiştiren tehlikeli bir silah haline dönüşebiliyor. Hiç kuşkusuz liderlerinin iki damla gözyaşı ile hipnotize olan ve çoğu zaman histeri nöbetine girip kendini kaybeden bu kitlelerin de bilimsel olarak ele alınıp incelenmesi gerekiyor.

Gözyaşı gibi güçlü bir sosyal etkileşim aracı maalesef bilimde yeterince ele alınıp incelenmemiştir. Aşağıda Ludwig-Maximilians Üniversitesi tarafından yapılan ve 2 Temmuz 2009 yılında Ophthalmologe dergisinde yayınlanan az sayıdaki araştırmalardan biri bulunmaktadır. Ayrıca konuyu zenginleştirmek amacıyla ağlamakla ilgili günlük literatür ve bazı kitaplardan alıntılar yapılarak makaleye ilave edilmiştir.

Araştırmada gözyaşı nedir, kaç çeşit gözyaşı vardır, içeriğinde hangi bileşenler vardır, ağlama nedir, kaç çeşit ağlama vardır, ağlamanın toplumdaki yeri nedir gibi ilginç konular yer almaktadır.

Gözyaşının kimyasal bileşenleri

 Yapı ve kimyasal bileşen olarak 3 değişik tipte gözyaşı vardır.
  1. Temel gözyaşı
  2. Refleks gözyaşı
  3. Duygusal gözyaşı
İlk ikisi hem hayvanlarda hem insanlarda üretilirken, duygusal gözyaşı yüksek beyin yapısı nedeni ile de sadece insanlarda üretilir.

Temel gözyaşı

Temel gözyaşı üretimi dakikada 0.19-1.2 µl arasında [28, 42] olup, hacmi 2,74-10 µl dir [42, 72]. Temel gözyaşı üretimi yaş ilerledikçe azalır [42]. Normal bir gözde Temel gözyaşı pH değeri yaklaşık 7.4, kuru gözlerde ise bu değer 7.8 çıkmaktadır.
20
Elektroforezi tekniği ile yapılan analizlerde temel gözyaşında 80 farklı protein ve polipeptitin bulunduğu ve bunların % 50'sinin enzim olduğu tespit edildi. En fazla bulunan üç protein sırasıyla, Lizozim (% 24-47), Lactoferrin (% 23–29) ve Lipocalin dir (% 15–33) [20, 23].


Temel Gözyaşının görevleri
  1. Optik: Korneanın yüzeyinindeki düzensizliği dengelemek.
  2. Tropik: Korneaya oksijen ve besin sağmak,
  3. Antibakteriyel: S-IgA, Izo-Aglütinin, Lizozim, Laktoferrin, Proteaz inhibitörleri gibi Antibakteriyelleri içerdiği için gözü mikroplara karşı korumak.
  4. Temizleyici: Atık maddeleri ve iltihap oluşturabilecek zararlı maddeleri temizlemek.
Refleks gözyaşı

21Göz, fiziksel veya kimyasal bir uyaran ile karşı karşıya kaldığında buna tepki olarak Refleks gözyaşı üreterek gözün tahriş olmaması için bu uyaranları gözden uzaklaştırır. Refleks gözyaşına en bilindik örnek soğan doğrarken gözden dökülen yaşlardır. Refleks gözyaşı üretimi herhangi bir tehlike anında dakikada 100 µl kadar üretilir [28]. Böyle bir uyarılma durumunda gözyaşında potasyum (K+) konsantrasyonu azalırken sodyum (Na+) konsantrasyonu artar [28].
Ayrıca refleks gözyaşıdaki protein konsantrasyonu 6.0 mg / ml iken, temel gözyaşında protein miktar 9.1 mg /ml [21].

Refleks Gözyaşının görevleri
  1. Soğuktan korur
  2. Mekanik hasarların vermiş olduğu zararı onarır
  3. Keskin kokulardan korur
  4. Zararlı kimyasal maddelerden korur
Duygusal gözyaşı

Duygusal gözyaşı, yüz kaslarının değişimi ile birlikte gözyaşı bezlerinden sıvı salgılanması ile ortaya çıkan karmaşık bir salgı-motor(secretomotor) tepkimedir.
Duygusal gözyaşları içgüdüsel sesler ve bazı durumlarda hıçkırıkla birlikte ortaya çıkar [55]. Duygusal gözyaşı üretimi dakikada 400 µl civarında olup Refleks Gözyaşında olduğu gibi yüzey anestezi etme görevi yoktur [53].

66
Duygusal gözyaşı ile ilgili şu ana kadar çok az araştırma yapıldı. Yapılan bu araştırmalardan biri de William Frey ait. William Frey yapmış olduğu araştırmada duygusal gözyaşında refleks gözyaşına göre cinsiyetden bağımsız % 24 daha fazla protein olduğunu [19], ayrıca buna ek olarak, kadınlarda yüksek seviyelerde Prolaktin, Manganez, Potasyum ve Serotonin olduğunu tespit etti [7, 19, 41, 66]. Bu verilerden yola çıkan William Frey, duygusal gözyaşının vücuttan toksik maddelerin atılmasına katkı sağladığı fikrine vardı [18]. Üzüntülü bir anda hıçkırıklar eşliğinde duygusal gözyaşları dökülebileceği gibi, mutlu bir anda kahkahalar eşliğinde de duygusal gözyaşları dökülebiliyor [54].


İlginç bir ayrıntı: Üzüntülü bir anda göze bir kaç damla su damlatarak simüle gözyaşlarının dökülmesi tetiklenebiliyor [49]. (Mori H, we feel sorry because we cry.)

***

Duygusal ağlamayı etkileyen faktörler

Tom Lutz „Tränen vergiessen. Über die Kunst zu weinen.“ adlı kitabında şöyle diyor: „Gözyaşının bir dili ve bu dilin bir dil bilgisi kuralı vardır. Bu kurallar, kültür, kişinin toplumdaki yeri (mesleki ve ekonomik durumu), cinsiyet, hormonlar, beyin biyokimyası, yetiştirilme, bireysel eşik gibi birçok yan öğeye göre şekillenir. Gözyaşının ne zaman ve ne şekilde döküleceğini bu şekillenmiş kurallar belirler.“ [40].

Hormonlar  ve ağlama (Prolaktin, Progesteron ve Östrojen)

Duygusal ağlama da sinirlilik, duygusallık gibi premenstrüel sendromun bir parçasıdır [30]. Prolaktin bir kadınlık hormonu olup gerek menstruation sırasında, gerek hamilelikte, gerekse emzirme sırasında kanda ve gözyaşı sıvısında artışa geçer. Prolaktin hormonunun gözyaşı sıvısında bulunduğu hayvanlarla yapılan benzer deneylerde de birçok kez teyid edildi [69]. Ama yapılan araştırmalar kadınlarda ağlama ile gözyaşında Prolaktin hormonu artışı arasında bir ilişki bulunmadığını, buna karşın sürekli ağlayan erkeklerin gözyaşında, kadınlık hormonu Prolaktin’in ağlamayan erkeklere göre çok daha fazla bulunduğunu gösteriyor.
Bu sonuçlar erkeklerde sürekli ağlama halinin hormonal bir dengesizlikten kaynaklandığını düşündürüyor. [68].
Not: Kadınlarda hamilelik ve menstruasyon sırasında duygusal ağlama atağının progesteron ve östrojen seviyesi ile ilgili olduğu düşünülüyor [69].

Etnik farklılıklar ve ağlama

Her toplumun, her etnik grubun kendine has kültürel değerleri, dini inançları, gelenekleri ve interaktif kuralları vardır. Etnik grupların kendine has bu özellikleri fiziksel veya ruhsal acı karşısında, veya herhangi bir sosyal olay karşısında farklı tepki vermesine sebep olabiliyor. Aynı olay karşısında bir grup abartılı tepki verirken, başka bir grup tepkisiz kalabiliyor.
Örneğin Akdeniz ülkelerinde yaşayan insanların acıya karşı verdiği abartılı ağlama tepkisi diğer etnik gruptaki insanlara göre çok daha fazla. İngilizler, İsveçliler ve Almanlar daha az ağlıyorlar [34].
Uluslararası yapılan bir araştırmada yetişkin-ağlayanların en çok bulunduğu ülkeler arasında Türkiye ilk sırada yer alıyor. Türkiye’yi sırasıyla Şili ve Kuzey Amerikali kız öğrenciler, İtalyanlar ve Kuzey Amerika ve Avusturyalı erkek öğrenciler takip ediyor. En az ağlayan ülkeler ise erkeklerde Peru, Bulgaristan, İspanya, kadınlarda Nijerya [69].
Duygusal ağlamanın sebepleri de etnik gruplara göre farklılık gösteriyor. Örneğin Japonlar ilişkilerden kaynaklanan üzüntülere ağlarken, batılılar ölüm ve ayrılığa daha fazla ağlıyor. Türklerde en çok ağlayan gruplarları dinsel orijinli gruplar oluşturuyor. Bu gruplar daha çok sanal hikayeler ile bu sanal hikayelerdeki kahramanların yaşantılarına gözyaşı döküyor. Türkiye'de en az ağlayan grubu ise Liberaller oluşturuyor [34].
Bali'de Hindu geleneğinden dolayı cenaze törenlerinde çok seyrek ağlanırken, Yeni Zelanda'daki Maoriler bol bol gözyaşı dökerler [34].
Sosyal farklılıklar, mesleki ve ekonomik durum ve ağlama

Duygusal ağlama sıklığındaki farklılık sadece etnisiteye özel bir durum değil. Yapılan araştırmalar duygusal ağlama sıklığının aynı zamanda sosyal sınıf, ekonomik koşullar, meslek ve eğitim durumuyla da yakından ilgili olduğunu gösteriyor.
Eğitim durumu, mesleki kariyer, ekonomik durum yükseldikçe duygusal ağlama da o nispette azalıyor. Örneğin, meslek grupları içerisinde din adamları, terapistler, hemşireler, düz işciler daha sık ağlarken, doktorlar, mühendisler, borsacılar, kamyon şöförleri, askerler daha az ağlıyor [34].
Ağlamada bireysel eşik

Duygusal ağlamanın eşiği de kişiden kişiye değişebiliyor. Ruh hali, yorgunluk, menstrüasyon, hayal kırıklığı, hamilelik, hormonal dalgalanma, üzüntü, öfke, fiziksel koşullar duygusal ağlamanın başlamasını yakından etkiliyor. Güçlü ego ve dışa karşı mesafeli duran bireyler empatik kişilere göre daha az ağlıyorlar [69].

Cinsiyet farklılığı ve ağlama

Yapılan araştırmalar, yıl içerisinde kadınlar ve erkeklerin 13 yaşına kadar aşağı yukarı eşit sayıda ağladığını, 13 yaşından sonra bu sayının kadınlarda % 30 ile 64, erkeklerde % 6 ile 17 arasında değiştiğini gösteriyor [69].

Erkeklerin ağlama süresi 2 ile 4 dakika arası değişirken bu süre kadınlarda 6 dakika. Araştırmalardan ortaya çıkan enteresan bir sonuç da erkeklerin % 15'i, kadınların % 65'i hıçkırarak ağlıyor [18, 27]. Başka enteresan bir sonuç ise kadınların % 6'sı, erkeklerin % 45'i hiç ağlamayan grupta yer alıyor. Kadınların en fazla ağladıkları durumlar genellikle çatışma, kişisel olarak yetersiz kaldıkları ve kaybettikleri durumlar ile zaman zaman duygusal ve sosyal olaylar karşısında yetersiz kaldıkları durumlar [69]. Araştırmalardan çıkan sonuçlardan bir başkası da ağlamanın kadınlarda saldırganlığı bastırdığı yönünde... [34]. Erkeler daha çok empati ve ayrılıklarda ağlıyor [69].
Batı Avrupa ve ABD'de sosyal statülü ve yüksek ücretli işlerde çalışan kadınlar daha az ağlıyor. Yapılan araştırmalar son zamanlarda "Duyarlı Erkek" modası oluştuğunu, bu yüzden birçok erkeğin sırf kompliman veya dalkavukluk olsun diye ağladığını gösteriyor. Hatta istatistikler dalkavukluk olsun diye ağlayan erkek sayısının ağlamayan erkek sayısından bile fazla olduğunu gösteriyor [34, 3769].

Günümüzde birçok ortadoğu kökenli politikacı, sanatcı ve kanaat önderi diye adlandırılan manupulatif gruplardaki erkeklerin kameralar önünde salya sümük ağlayarak show yaptıkları bir moda akımı başladı [34].

 Manipülatif ağlama

Timsahlar avlarını yerken ağızlarını çok fazla açtıkları için gözyaşı bezleri üzerinde bir baskı oluşur, bu baskı neticesinde timsahın gözlerinden yaş gelir [36]. Bu olay “Timsah gözyaşları” deyiminin doğmasına sebep olmuştur. Yani bu kişinin ağlarken aslında vicdan azabında samimi olmadığını belirtmek için söylenmiş bir sözdür.

Sempati kazanmak, karşı tarafa suçluluk duygusu yüklemek, birisini uzaklaştırmak veya yanına çekmek için gözyaşından daha etkili bir araç yoktur. Bazı politikacılar ve deneyimli sinema ve tiyatro sanatcıları planlı gözyaşı dökebilmek için gözyaşı bezlerini disipline ederek kitleleri manipüle edebilmektedirler. Duygu içermeyen ve amacı karşıdaki kişiyi sadece aldatmak olan bu ağlama Manipülatif ağlamadır (Manipulative tears). Bunun halk arasındaki karşılığı ise 'Timsah Gözyaşları' dır [34].

Yapılan araştırmalar bu yönteme kadınların erkeklerden daha sık başvurduklarını gösteriyor. Ancak, aldatma ya da manipülatif ağlama bazen bilinçaltından da kaynaklanabiliyor, yani kişi bunu bilinçsizce de yapabiliyor [34].

Patolojik / Sahte ağlama “Timsah gözyaşları”


Patolojik gözyaşı, “Timsah gözyaşları” gibi sahte olsa da ne manipülatif, ne de duygusal ağlamadan kaynaklanan bir gözyaşıdır.
2
Tıpta “Crocodile tears phenomenon”, “Gustolakrimales phenomenon” ya da “Bogorad Syndrome” gibi çeşitli isimler ile anılan bu ağlama biçimi gözyaşı bezlerinde meydana gelen genetik bir mutasyondan kaynaklanmaktadır [5].

Bu ağlama tarzı genellikle tuzlu ve ekşi gıdalar yerken rahatsız edici bir şekilde gözden yaş gelmesi ile kendini gösterir.
Sebep: Tükürük bezlerine giden hatalı sinir hücrelerinin yemek esnasında gözyaşı bezlerine baskı yapması ile ortaya çıkar [2, 3, 43].

Bazı patolojik ağlama hastaları başka bir nörolojik sebepten dolayı kimi zaman 24 saat süren ağlama nöbetine girebilirler. Bu durum Merkezi Sinir Sistemindeki(MSS) hasarlı sinir kümelerinin Serebral Korteks ile Beyinciğe dokukunmasından kaynaklanır [54].

Patolojik ağlamanın nadiren görülen ağır formlarından biri de “Gelastik Epilepsi” ile birlikte meydana gelen yani hem ağlama hem gülme krizinin aynı anda olmasıdır [81754].
Patolojik ağlamalar ağır beyin hasarı belirtisi olabilir bu nedenle hastaların kapsamlı beyin incelemsi yapılması gerekir.

Depresyon ve ağlama

Kottler JA, „Die Sprache der Tränen“ adlı kitabında depresyon ve ağalama için şöyle diyor “Ağlamak, Depresif insanlar için nefes almak gibidir” [34].
Ağlama, belirli sınırlar içinde vücutta yapıcı ve onarıcı özelliği olan sağlıklı bir metobolik fonksiyondur. Ancak sürekli ve kontrol dışı ağlama nöbetine girmek bir depresyon belirtisidir ki, bu ağlama sağlıksız bir ağlamadır, tedavi edilmesi gerekir.

Alacrima (Hiç ağlayamama veya Triple-A-Sendromu) 

15-2
Alacrima, AAAS Genindeki bir mutasyondan dolayı gözyaşı bezlerinin gözyaşı üretememesidir.

AAAS Geninin görevi: AAAS geni Adracalin adında bir protein kodlar. Bu proteinin görevi hücrenin çekirdek zarında kanalların oluşmasını yani gözyaşı kanallarının oluşmasını sağlamaktır. AAAS Geninde meyadana gelen mutasyon gözyaşı oluşumunu engeller.
6
Alacrima, toplumda 1:1.000.000 görülen genetik bir rahatsızlıktır. Bu kişiler duygusal olarak ağlasalar da gözlerinden yaş gelmez. Alacrima ya sebep olan nörönal arıza gebeliğin 4-6 haftalarında meydana gelir [44]. Alacrima genellikle Duane sendromu(şaşılık), Möbius Sendromu(yüz felci) ile birlikte görülen bir rahatsızlıktır [32, 44, 46, 70]


Benzer konuda hazırlanmış diğer yazılar

Mehmet Saltuerk
++++++++++++++++++++++++

Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar
  • 2-- Axelsson A, Laage-Hellman JE (1962) The gusto-lachrymal reflex. The syndrome of crocodile tears. Acta Otolaryngol 54:239–254PubMedCrossRef
  • 3-- Alf Axelsson & Jan-Erik Laage-Hellman(1962) The Gusto-Lachrymal Reflex: The Syndrome of Crocodile Tears CrossRef
  • 5-- Bogorad FA (1979) The symptom of crocodile tears. F. A. Bogorad. Introduction and translation by Austin Seckersen. J Hist Med Allied Sci 34:74–79PubMedCrossRef
  • 6-- Brodsky MC, Fray KJ (1998) Brainstem hypoplasia in the Wildervanck (cervico-oculo-acoustic) syndrome. Arch Ophthalmol 116:383–385PubMed
  • 7-- Brunish R (1957) The protein components of human tears. AMA Arch Ophthalmol 57:554–556PubMed
  • 8-- Cantu RC, Drew JH (1966) Pathological laughing and crying associated with a tumor ventral to the pons. Case report. J Neurosurg 24:1024–1026PubMedCrossRef
  • 17-- Feinstein A, Feinstein K, Gray T, O’Connor P (1997) Prevalence and neurobehavioral correlates of pathological laughing and crying in multiple sclerosis. Arch Neurol 54:1116–1121PubMed
  • 18-- Frey WH (1985) Crying. The mystery of tears. Winston Press, Minneapolis
  • 19-- Frey WH, Sota-Johnson D, Hoffman C, McCall JT (1981) Effect of stimulus on the chemical composition of human tears. Am J Ophthalmol 92:559–567PubMed
  • 20-- Fullard RJ (1988) Identification of proteins in small tear volumes with and without size exclusion HPLC fractionation. Curr Eye Res 7:163–179PubMedCrossRef
  • 21-- Fullard RJ, Snyder C (1990) Protein levels in nonstimulated and stimulated tears of normal human subjects. Invest Ophthalmol Vis Sci 31:1119–1126PubMed
  • 23-- Gachon AM, Richard J, Dastugue B (1982) Human tears: normal protein pattern and individual protein determinations in adults. Curr Eye Res 2:301–308PubMedCrossRef
  • 27-- Hastrup JL, Baker JG, Kraemer DL, Bornstein RF (1986) Crying and depression among older adults. Gerontologist 26:91–96PubMed
  • 28-- Heiligenhaus A (2007) Anatomie und Physiologie der Tränendrüse. In: Messmer EM (Hrsg) Diagnose und Therapie des Trockenen Auges. UNI-MED, Bremen, S 13–18
  • 29-- Holzberg N (2000) Ovid „Liebeskunst. Ars Amatoria“. Artemis & Winkler, Düsseldorf
  • 30-- Horsten M, Becht M, Vingerhoets A (1997) Crying and menstrual cycle. Psychosom Med 59:102–103
  • 32-- Kasar PA, Khadilkar VV, Tibrewala VN (2007) Allgrove syndrome. Indian J Pediatr 74:959–961PubMedCrossRef
  • 34-- Kottler JA (1997) Die Sprache der Tränen. Diana, München
  • 36-- ropiunigg U (2003) Indianer weinen nicht. Kösel, München
  • 37-- Labott SM, Ahleman S, Wolever ME, Martin RB (1990) The physiological and psychological effects of the expression and inhibition of emotion. Behav Med 16:182–189PubMed
  • 40-- Lutz T (2000) Tränen vergiessen. Über die Kunst zu weinen. Europa, Hamburg
  • 41-- Martin XD, Brennan MC (1994) Serotonin in human tears. Eur J Ophthalmol 4:159–165PubMed
  • 42-- Mathers WD, Lane JA, Zimmerman MB (1996) Tear film changes associated with normal aging. Cornea 15:229–234PubMedCrossRef
  • 43-- McCoy FJ, Goodman RC (1979) The crocodile tear syndrome. Plast Reconstr Surg 63:58–62PubMed
  • 44-- Miller MT, Stromland K, Ventura L (2008) Congenital aberrant tearing: a re-look. Trans Am Ophthalmol Soc 106:100–115PubMed
  • 46-- Minn D, Christmann D, De Saint-Martin A et al (2002) Further clinical and sensorial delineation of Schinzel-Giedion syndrome: report of two cases. Am J Med Genet A 109:211–217CrossRef
  • 49-- Mori H, Mori K (2007) A test of the passive facial feedback hypothesis: we feel sorry because we cry. Percept Mot Skills 105:1242–1244PubMedCrossRef
  • 53-- Mutch JR (1944) The lacrimation reflex. Br J Ophthalmol 28:317–336PubMedCrossRef
  • 54-- Parvizi J, Anderson SW, Martin CO et al (2001) Pathological laughter and crying: a link to the cerebellum. Brain 124:1708–1719PubMedCrossRef
  • 66-- van Haeringen NJ, Glasius E (1976) The origin of some enzymes in tear fluid, determined by comparative investigation with two collection methods. Exp Eye Res 22:267–272CrossRef
  • 68-- Vingerhoets AJ, Assies J, Poppelaars K (1992) Prolactin and weeping. Int J Psychoanal 39:81–82PubMed
  • 69-- Vingerhoets AJ, Cornelius RR, van Heck GL, Becht ML (2000) Adult crying: A model and review of the literature. Rev Gen Psychol 4:354–377CrossRef
  • 70-- Vucicevic-Boras V, Juras D, Gruden-Pokupec JS, Vidovic A (2003) Oral manifestations of triple A syndrome. Eur J Med Res 8:318–320PubMed
  • 72-- Walter S, Behrens-Baumann W (2007) Zusammensetzung des Tränenfilms. In: Messmer EM (Hrsg) Diagnose und Therapie des Trockenen Auges. UNI-MED, Bremen, S 32–37
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Alzheimer'a karşı alınacak yedi basit önlem

logo
Alzheimer, beyindeki sinir hücreleri üzerinde β-Amyloid plaklarının birikmesi ile ortaya çıkan, sebebi henüz bilinmeyen ve yıllar ilerledikce şiddeti giderek artan, şimdilik kesin tedavisi olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünyada 35 milyon Alzheimer hastası olduğu tahmin ediliyor ve bu sayı her geçen gün dramatik bir şekilde artıyor. Yapılan istatistikler 2030 yılında 66 milyon, 2050 yılında ise 115 milyon Alzheimer hastası olacağını gösteriyor.
Türkiye'de yaklaşık 400 bin Alzheimer hastası olduğu söyleniyor olsada gerçek rakamın çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

Alzheimer bir yaşlılık hastalığıdır

İstisnalar olsa da Alzheimerın öncelikle bir yaşlılık hastalığı olduğunu belirtmek  gerekiyor. Hastalığın 70-75 yaşlarında görüleme sıklığı % 3-4 civarında iken yaş ilerledikçe bu oran artmaktadır. 90'lı yaşlara gelindiğinde oran %30-35'e kadar çıkmaktadır.

Alzheimer henüz tedavi edilebilir bir hastalık değil ve tedaviye dönük yapılan çalışmalardan şu ana kadar pek memnun edici sonuçlar alınamadı. Hastalığın tedavisine dönük yapılan araştırmalar yoğun bir şekilde devam ederken bu çalışmalara paralel olarak koruyucu önlemler ile hastalığın ilerlemesini durdurmaya yönelik birçok araştırma da yapılıyor. Aşağıda Alzheimere karşı alınabilecek bazı basit önlemler ile bu konuda yapılmış bazı bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.

Alzheimere karşı alınacak önlemler

Bu basit önlemleri başlıklar halinde çok kısaca şöyle özetleyebiliriz: Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, beyin jimnastiği, sosyal ilişkileri canlı tutma ve risk faktörlerinden uzak durma.

 1. Alzheimer karşı Kahve

Düzenli kahve tüketenlerde Alzheimerın daha az görülmesi, dikkatleri kahve tüketimi ile Alzheimer arasında nasıl bir ilişki olduğuna yoğunlaştırdı ve yapılan tüm araştırmalardan elde edilen sonuçlar kahvenin, Alzheimer riskini düşürdüğünü  gösteriyor. Bu konuda o kadar çok fazla araştırma var ki, burada hepsine yer vermek teknik olarak olanaksız olduğu için sadece üç araştırmaya kısaca değinilecek.

1Hollanda'da yapılan bir araştırmada 1900 ile 1920 yılları arasında doğan 676 sağlıklı erkeğin zihinsel performansları 10 yıl boyunca periyodik olarak izlendi ve düzenli kahve tüketen katılımcıların zihinsel performanslarının kahve içmeyenlere göre daha iyi durumda olduğu tespit edildi.(1)

2014 yılında Alman ve Fransız araştırma grubunun yapmış olduğu bir başka araştırmada Alzheimer semptomları bulunan farelere düzenli olarak kafein verildi ve araştırma sonunda kafein tedavisi uygulanan farelerin beyininde Alzheimera sebep olan Tau Proteinleri ile Beta-Amiloid-plaklarının birikiminin engellendiği, hatta geriye dönük düzelmeler olduğu görüldü.

İsveç ve Finlandiyalı araştırma grubunun 1972, 1977,1982 ve 1987 yılları arasında 1.409 kişi ile yapmış olduğu başka bir araştırma ise günde üç ila beş fincan arası kahve içenlerde Alzheimer riskinin önemli ölçüde düşütüğü gösteriyor.(2)

Kafein ne yapıyor: Kafein, beyinde çeşitli Adenozin Reseptörlerini bloke ederek Adenosinlerin bu reseptörlere bağlanmasını engelliyor. Adonosinin serbest kalması ise sinir hücrelerinde iltihabi reaksiyonların oluşmasını engelliyerek Tau Proteini ve Beta-Amiloid-plaklarının sinir hücreleri üzerinde birikmesini engelliyor.
3Sonuç olarak bu araştırma günde üç fincan kahve tüketiminin hafıza problemi ile vücutta inflamatuar Stres Reaksiyonlarını önleyerek Alzheimer riskini azalttığını gösteriyor.(3)

2. Alzheimer karşı Meyve suyu ve Antioksidanlar

Oksidanlar, oksijen moleküllerine yüksek bağlanma yeteneği olan zararlı kimyasal bileşenlerdir. Vücuda alınan besinler, oksijenle birlikte yakılarak enerjiye dönüştürülür. Bu dönüşüm esnasında oksidan adı verilen ve damarlarda yapı bozuklukları ile erken yaşlanmaya ve bazı hastalıkların ortaya çıkmasında önemli rol oynayan zararlı moleküller ortaya çıkar. Antioksidanlar ise bu zararlı atıklarla mücadele eden onları etkisiz hale getirerek vücuttan atılmasını sağlayan yararlı kimyasallardır.

En çok bilinen antioksidanlardan biri de limon, portakal, mandalina gibi narinciye ürünlerinde bulunan C vitaminidir. Yukarıda bahsedildiği gibi antioksidanlar, serbest kalan radikalleri yakalayarak vücuttan dışarı atar, bu da beyin sağlığı için inanılmaz faydalı biyokimyasal bir reaksiyondur.

Yapılan araştırmalar sonucunda Alzheimer hastalarının kanında çok az miktarda antioksidan olduğunun ortaya çıkması, antioksidan içeren gıda tüketiminin Alzheimere karşı koruyucu bir önlem olabileceği fikrini oluşturdu. Yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar da gerçekten bunu teyid eder nitelikteydi.

4American Journal of Medicine dergisinin 9 eylül 2006 tarihli sayısında yayınlanan büyük bir epidemiyolojik çalışma, haftada üç porsiyon ve daha fazla meyve veya sebze suyu içenlerde Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin % 76 daha düşük olduğunu gösteriyor.(4)

Başlangıçta Alzheimer hastalığına karşı koruyucu etki yapan maddenin meyve ve sebzelerde bulunan ve antioksidan özelliği olan vitamin C, E ve B-karoten olduğu düşünülüyordu ama yapılan klinik çalışmalar bu hipotezi destekler nitelikte sonuçlar vermedi. Bu yüzden araştırmalar meyve sebzelerde bulunan başka bir antioksidana yoğunlaştı ve yapılan araştırmalar sonucunda bu antioksidan'ın Polifenol olduğu tespit edildi.

Ayrıca hayvanlarla yapılan testler Polifenollerin hayvanların ömrünü % 59 oranında uzattığı ve yaşa bağlı bilişsel kaybı engellediğini gösteriyor. Laboratuvarda hücre kültürleri ile yapılan bir başka araştırmada polifenollerin sinir hasarlarını önleyici etkisinin(nöroprotektif etki) vitaminlerden daha fazla olduğu bulundu.

Sonuç olarak haftada üç veya dört porsiyon meyve suyu içerek olası bir Alzheimer riskini düşürmenin mümkün olduğu söylenebilir.

3. Alzheimer karşı Deniz ürünleri: Balık ve Omega-3 Yağ Asitleri

Balık ve deniz ürünlerinde bulunan omega 3 yağ asitlerinin de Alzheimer riskini düşürmede olumlu etkisinin olduğu yapılan birçok araştırma ile teyid edildi.
5Bordeaux Üniversitesinin 68 yaş ve üzeri sağlıklı 1674 kişi ile 7 yıl boyunca yaptığı ve 7. Mayıs 2002 tarihinde British Medical Journal dergisi yayınladığı büyük bir araştırmanın sonuçları haftada en az bir kez balık yiyenlerde Alzheimer riskinin üçte bir oranında düştüğü görüldü. (5)
Bu olumlu etki, balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin damarları koruyarak beyinde iltihaplanma riskini azaltmasıdan kaynaklanıyor.
Ayrıca 1999 yılında aynı yönde yapılan başka bir araştırmadan da aşağı yukarı aynı doğrultuda sonuçlar elde edildi.(6)
Omega-3 bulunan deniz ürünleri nelerdir: Sardalya, somon, ton balığı, mersin balığı, pisi balığı, alabalık, midye ve uskumru omega 3 bakımından zengin deniz ürünleridir.

4. Alzheimer karşı Akdeniz Diyeti

Sebze ve balık ağırlıklı Akdeniz mutfağının lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda Alzheimer karşı da koruyucu etkisi bulunmaktadır. Akdeniz mutfağının vazgeçilmezi olan zeytinyağı, sebzeler, domates, sarımsak, taze balık, ekmek ve kırmızı şarabın kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisinin olduğu birçok araştırma ile zaten teyid edilmişti. Bu konuda yapılan çok yönlü araştırmalar bu besinlerin Alzheimere karşı da koruyucu etkisinin olduğunu ortaya çıkardı. Bu besinlerin Alzheimere karşı da koruyucu etkisi hayvansal yağlar ve proteinler bakımından fakir olmasından kaynaklanıyor olabilir !!!

7Columbia Üniversitesinin yapmış olduğu bir araştırmada Akdeniz diyeti ile Alzheimer riski arasındaki ilişki ele alındı ve araştırma sonunda Akdeniz diyeti uygulanan deneklerin diyeti ne oranda uyguladığına bağlı olarak Alzheimer riskinin düştüğü veya yükseldiği görüldü. Başka bir ifade ile Akdeniz diyetini çok uygulayanlarda daha az, az uygulayanlarda ise daha fazla Alzheimer vakasına rastlandı. 2258 sağlıklı kişiyle ile başlayan bu araştırma 4 yıl devam etti ve 4. yılın sonunda araştırmaya katılanların 262 sinde Alzheimer görüldü.(7)
Araştırmanın sonuçları hastalığın ortaya çıkmasında açık bir şekilde beslenme alışkanlığının rol oynadığını gösteriyor.
Araştırmadan ortaya çıkan sonuçlar:
  • Düşük oranda Akdeniz diyetinin % 9-10 oranında,
  • Orta derece Akdeniz diyetinin % 15-21 oranında,
  • Yüksek derece Akdeniz diyetinin % 40 oranında Alzheimerdan koruduğu görüldü.
8Sebep tam olarak bilinmese de Akdeniz diyetinin düşük kalorili olmasının Alzheimer riskini düşürmede etkili olduğunu düşündürüyor. Çünkü düşük kalorili gıdaların beyin ve vücudu zinde tuttuğu biliniyor. Ayrıca yapılan başka bir araştırma az yemek, yani vücuda yüksek kalori almaktan sakınmak SIR2 enzimini aktif hale getirerek DNA ların ömrünü uzattığını, bunun da yaşlanmaya bağlı nörodejenerasyonu geciktirdiğini gösteriyor. Yani düşük kalori yaşlanmayı yavaşlatarak yaşlılığa bağlı beyin hücre ölümlerini geciktiriyor(8)

Sonuç: Alzheimer'a karşı diyet iyi, Akdeniz diyeti daha da iyi.

5. Alzheimer karşı Şarap ve Siyah Çikolata

Kırmızı şarap ve siyah çikolata içerisinde bulunan ve antioksidan özelliği olan Resveratrol bilişsel gerilemeyi geciktiryor.
Georgetown Üniversitesi Tıp fakültesi tarafından orta ve hafif Alzheimer hastası 119 erkek ve kadın ile bir araştırma yapıldı. Araştırmada hastaların bir kısmına her gün 1000 mg resveratrol diğer kısmına ise plasebo ilaç yani etken maddesi olmayan yalancı ilaç verildi. Hastaların bir yıl sonra yapılan muayenelerinde plasebo ilaç verilen deneklerin hastalığının normal seyrinde ilerlerlediği görülürken, Resveratrol verilen hastaların durumunda bir değişiklik olmadığı yani hastalığın ilerlemediği tespit edildi. Başka bir ifade Resveratrol‘ün hastalığın ilerlemesini durdurduğu söylenebilir. (9)

10365.000 kişi ile 7 yıl boyunca yapılan ve The Journal Neuropsychiatric Disease and Treatment dergisinde yayınlanan başka bir araştırmanın sonuçları ise aşırıya kaçmamak kaydıyla günde 15 gr alkol (0.3ml biraya eşdeğer) tüketmenin zihinsel gerilemeyi % 23 azalttığını gösteriyor.
Dikkatlice söylemek gerekirse, az miktarda alkolün bir şekilde beyin hücrelerine iyi geldiği söylenebilir !!! (10)

6. Alzheimer karşı Spor

Hiç kuşkusuz spor yaşam kalitesini artıran, fiziksel performansı yükselten evrensel kültürün vazgeçilmez bir parçasıdır. Spor, düzenli yapıldığı takdirde fiziksel performansı yükseltmesinin yanı sıra beynin fit kalmasını da sağalayan bir aktivitedir. Yapılan çalışmalar uzun yıllar spor yapan yaşlıların beyninin bilinçli düşünmeden sorumlu bölgesinin(frontal korteks) hiç spor yapmamış yaşıtlarına göre çok daha iyi bir durumda olduğunu gösteriyor.

Uzmanlar, özellikle zihinsel bozulma riski altında olan yaşlı kişilerin yaşına uygun spor yaparak bu riski azaltabiliceğini belirtiyorlar. Araştırmalar genetik olarak Alzheimer riski taşıyanların bile sporla bu riski düşürebileceğini hatta ortadan kaldırabileceğini gösteriyor.
11

Alzheimer karşı hangi spor daha iyi: Yüzme, yürüyüş, bisiklet veya bir başka spor dalı farketmiyor. Kişi kendine uygun bir spor dalını seçip onu yapabilir. Önemli olan, hareket edilmesi ama daha da önemli olan sporun düzenli yapılması ve bir yaşam biçimine dönüştürülmesi.

Ne kadar spor yapılma: Haftada toplam en az 3 saat spor yapmak gerekiyor. Örneğin her gün yarım saat orta tempoda yürüyüş, bisiklet sürme ya da yüzme en ideal olanı.
Sporun Alzheimera neden iyi geldiği tam olarak bilinmese de sporla beyne daha fazla kanın gitmesinin etkili olduğu tahmin ediliyor.(11)
Sonuç olarak, "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" atasözünü akıldan çıkarmamak gerek.

7. Alzheimer karşı Beyin jimnastiği

Beyin, tembelliği ve monotonluğu sevmez. Tıpkı vücudumuzu çalıştırmak için yaptığımız egzersizler gibi sürekli okuyarak, problemler çözerek, yeni stratejiler geliştirerek beyin hücrelerinin çalışmaşını teşvik etmemiz gerekiyor. Beyin ne kadar farklı konularla meşgul olursa o kadar çok beyin hücresi aktif hale geçerek beynin fit kalması sağlanmış olur.
Hepsi efektif(verimli) olmamakla birlikte yüzlerce hatta binlerce beyin jimnastiği yöntemi bulunmaktadır. Bulmaca çözmek(pek verimli degil), matematik problemi çözmek, yabancı dil konuşmak, yeni bir yabancı dil öğrenmek, hatta satranç oynamak bile bir beyin jimnastiğidir.
Beyin jimnastiğinin Alzheimer'ın ilerlemesini yavaşlattığını gösteren birçok araştırma bulunmakta.

Bu araştırmalardan birkaç örnek:
12Kelime oyunları, bulmaca ve pratik faaliyetler: Bangor üniversitesi tarafından 718 demans hastası ile yapılan ve The Cochrane Library dergisinde yayınlanan 15 farklı araştırma, günde 45 dakikalık beyin jimnastiği, örneğin kelime oyunu, bulmaca çözme, tarife göre pasta yapmak, bahçede çalışmak gibi aktivitelerin, hastaların bilişsel yeteneklerini şaşırtıcı bir şekilde arttırdığını gösteriyor. (12)

Yabancı dil öğrenmek: Toronto York Üniversitesinin yapmış olduğu bir başka araştırma ise, iki lisan konuşan veya iki lisanlı büyüyenlerde, sadece ana dilini konuşanlara göre daha az Alzheimer görüldüğünü gösteriyor. Araştırma ayrıca iki lisan konuşanlarda görülen Alzheimer vakalarının tek dilli yaşıtlarına göre 5 yıl sonra başladığını gösteriyor.

Sebep: İki dil beynin sürekli aktif olmasını sağlıyor. Beynin konuşuma esnasında kelimelerin otomatik olarak ikinci bir dile formüle ediliyor olması beynin sürekli yeni bağlatılar kurarak meşgul olmasına sebep oluyor. Bu da doğal olarak beynin sürekli fit kalmasına sebep oluyor. (13)


Alzheimer ile ilgili hazırlanmış diğer yazılar


Mehmet Saltuerk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar
  1. Coffee consumption is inversely associated with cognitive decline in elderly European men: the FINE Study.
  2. Midlife Coffee and Tea Drinking and the Risk of Late-Life Dementia: A Population-Based CAIDE Study
  3. Beneficial effects of caffeine in a transgenic model of Alzheimer's disease-like tau pathology
  4. Fruit and Vegetable Juices and Alzheimer’s Disease: The Kame Project
  5. Fish, meat, and risk of dementia: cohort study
  6. Association of Seafood Consumption, Brain Mercury Level, and APOE ε4 Status With Brain Neuropathology in Older Adults
  7. Mediterranean Diet and Risk for Alzheimer’s Disease
  8. A Dietary Regimen of Caloric Restriction or Pharmacological Activation of SIRT1 to Delay the Onset of Neurodegeneration
  9. A randomized, double-blind, placebo-controlled trial of resveratrol for Alzheimer disease
  10. Moderate alcohol consumption and cognitive risk.
  11. The Association Between Midlife Cardiorespiratory Fitness Levels and Later-Life Dementia: A Cohort Study
  12. Cognitive stimulation to improve cognitive functioning in people with dementia
  13. Delaying the onset of Alzheimer disease

Kronik Yorgunluğa neden olan 60 ‘Metabolik Atık Maddenin’ farklı olduğu keşfedildi

Akşamları erken yatmanıza ve yeterli uyuduğunuzu düşünmenize rağmen sabahları çok yorgun kalkıyor ve gün boyu kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Eğer bu durum altı aydan daha uzun bir süreden beri devam ediyorsa muhtemelen sizde “Kronik Yorgunluk Sendromu” vardır.
Kronik yorgunluk sendromunun semptomları diğer bazı hastalıklara benzediği için tecrübeli bir doktorun bile hastalığa teşhis koyması bazen uzun zaman alabiliyor.
Unbenannt-3Son yıllarda Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) konusunda birçok kapsamlı araştırma yapıldı ve yapılan bu çalışmalar sonucunda hastalığın değişik semptomlarının olduğu tespit edildi.

Tespit edilen bu semptomlardan bazıları özetle şöyle:
  • Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının beyninin 3 değişik bölgesinde çeşitli anomaliler bulundu (1).
  • Bağışıklık sisteminin sebebi henüz bilinmeyen nedenle alarma geçerek Interferon gamma adındaki bir proteini aktif hale getirdiği bulundu (2).
  • Bağırsak florasında daha az mikroorganizmanın bulunması ve var olan mikroorganizmaların da normalden daha az hareketli olduğu bulundu (3).
Bu semptomların birbirinden bağımsız olarak mı yoksa birlikte mi hastalığa sebep oluduğu şimdilik belinmiyor.

60 metabolik atık maddede (Metabolit) anormallik olduğu tespit edildi

Kaliforniya Üniversitesi tarafından yapılan bu araştırmada ise Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS) hastalarının metabolizmalarında normal insanlardan farklı olarak 20 Metabolik Yol (Methabolic pathway)* ile 60 farklı Metabolik atık madde (Metabolit)** olduğu ve bu farklılıkların vücudun tüm metabolizmasını olumsuz etkileyerek Kronik Yorgunluk Sendromuna yol açtığı bulundu.
Robert Naviaux ve arkadaşları, 84 kadın ve erkekle yapmış olduğu bu kapsamlı araştırma, Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS) rahatsızlığı bulunan kişilerin kanlarındaki atık maddelerin sağlıklı kişilerin kanındaki atık maddelerden farklı olduğunu gösteriyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan Naviaux, Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarında 60 metabolik atık maddenin konsantrasyonunun da sağlıklı insanlara göre % 80 oranında daha az olduğu ve ayrıca bu atık maddelerin oluşumunda rol oynayan metabolik süreçlerin 20 tanesinde de anormallikler olduğunu belirtti.
Ohne Titel 2

Teşhiste % 90 dan fazla isabet oranı

Kronik Yorgunluk Sendromuna sebep olan bu 60 Metabolik Anomalinin varlığı tespit edildikten sonra çalışmalar 60 Anomaliyi teşhis etmeye yoğunlaştı. Yapılan başarılı çalışmalar sonrası erkekler için 8, kadınlar için 13 Biomarker geliştirildi ve geliştirilen bu biomarker setleri 60 Metabolik Anomaliyi % 90 oranında bir doğrulukla teşhis etti.

Sonuç

Yeni tedavi imkanı: Bu çalışma Kronik Yorgunluk Sendromunun biyolojisini anlamamız açısından önem teşkil ediyor. Konu ile ilgili yapılan açıklamada, teşhiste kullanılan bu Biomarker lerin aynı zamanda tedavide de kullanılmasının mümkün olduğu ve bunun da yeni tedavi imkanlarının geliştirilmesine yol açacağı belirtiliyor.
***
 Ekler
  • Metobolik yol (Methabolic pathway)*: Canlı hücrelerde, bir molekülü diğer bir moleküle dönüştüren bir sıra enzimle oksijenlenen biyokimyasal tepkime zinciri.
  • Metabolit (Metabolite)**: Herhangi bir maddenin doku ve organlarda yıkımı sonucu oluşan madde, yıkım ürünü, metabolizma artığı.
Kış uykusu metabolizmasında KYS benzeri bir durum

Metabolik atıkların azalması, metabolik aktivitenin azalması ile ortaya çıkan bir durumdur. Ayı, yılan ve bazı kemirgenler kış aylarının olumsuz hava koşullarında hayatta kalabilmek için metabolik aktivitelerini düşürerek kış uykusuna yatarlar. Bu durum hayvanlarda hayatta kalmaya yönelik bir adaptasyonken, Kronik Yorgunluk Sendromu hastaları için acı ve yaşamı kısıtlayıcı bir engel teşkil etmekte.
  • Bazı Metabolit isimleri: Hücre zarının yapısında bulunan fosfolipitler ve Sphingo Lipidler ve yıkım ürünü olan FAD/Riboflavin, P5C/Arg, Adenozin ve Ürik Asit, Purines
  • Bazı metabolik süreç isimleri: Serine, 1-carbon metabolism, SAM, SAH, methionine, glutathione, Very long chain fatty acid oxidation, Propiogenic amino acids, Threonine metabolism.

Kronik Yorgunluk Sendromu hakkında hazırlanmış diğer makale


Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar

Metabolic features of chronic fatigue syndrome

doi: 10.1073/pnas.1607571113
pnas
  1. http://pubs.rsna.org/doi/abs/10.1148/radiol.14141079
  2. http://advances.sciencemag.org/content/1/1/e1400121
  3. http://microbiomejournal.biomedcentral.com/articles/10.1186/s40168-016-0171-4#Abs1
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Güzel kadınlar hakkında bilinmeyen 5 gerçek

Kadın güzelliği binlerce yıldır ilginin odağı oldu hep. Bu öyle etkileyici konu ki, yüzyıllardır masalların efsanelerin, hikayelerin ortak teması, uğruna yollar aşıldı, dağlar delindi…
Böylesine popüler bir konuya bilimin ilgisiz kalması elbetteki düşünülemezdi. Asıl konuya girmeden önce, Bilim güzellik için ne diyor, Güzelliğin matematiksel ölçüleri nelerdir gibi ilginç birkaç konuya kısaca göz atalım.
Darwin, 1850 li yıllarda çok kısa da olsa güzellikle evrim arasında bir bağlantının olduğuna değinmiş ve güzelliğin üremenin itici gücü olduğuna dikkat çekmişti. Şimdilerde ise evrim biyologlarının yeni teorisi: Güzellik Sağlıktır. (Güzellik-Sağlık konusu başlı başına başka bir konu olduğu için bu konuya şimdilik değilmeyecek.)
Kadının güzelliği konusunda yapılmış o kadar fazla bilimsel çalışma ve bu çalışmalardan ortaya çıkmış o kadar çok parametre var ki, sırası gelmişken güzelliğin ölçüsü olarak kabul edilen bu parametrelerden birkaç tanesine göz atmadan geçemiyelim.

Kadında ideal güzellik nedir- Güzelliğin Geometrisi

Konuya sıradan ama bir o kadar da yetersiz bir tanımlama ile girelim. „Bir kadın ne kadar kadınsı görünüyorsa o kadar güzeldir.“ Bu tanım hem soyut olması, hem de güzellik gibi oldukça karmaşık ama bir o kadar da somut gerçeği tarif etmekte yetersiz kalıyor. Oysa şimdiye kadar yapılan birçok bilimsel çalışmada kadının güzelliği matematiksel olarak çok ayrıntılı bir şekilde ortaya kondu ve bu ayrıntılara her gün yenileri ekleniyor. Aslında bu ayrıntılara dikkatle bakıldığında yerinde tespitler olduğu görülmektedir.
Nedir bu ayrıntılar: Kadın güzelliğinin en vazgeçilmez parametresi kusursuz yüz ve vücut simetrisi ile orantısıdır (proporsiyon). Simetri derken, gerek yüzün gerekse vücudun iki yarısının düşey düzlemde aynasal simetrisi kast edilmektedir. Proporsiyon da en az simetri kadar önemli başka bir parametredir. link
Birkaç örnek vermek gerekirse;
  • Göz ve ağız arasındaki mesafenin, toplam yüz uzunluğunun % 36 sına eşit olmalısı,
  • Her iki gözün arasındaki mesafenin yüz genişliğinin % 46 civarında olması,
  • Dudakların buruna olan açısının 90 ile 110 derece arası olması,link
  • İki dudağın birleşme eksenin üst dudağa olan açısının 20, alt dudağa olan açısının 30 derece olması gibi… link
Bu sayılan özellikler yüzlerce parametreden sadece bir kaçını oluşturuyor… Ayrıca herkesin bildiği gibi büyük gözler, dolgun dudaklar, yüksek alın, bakımlı cilt, düz ve parlak saçlar güzel bir kadında olması gereken önemli özelliklerden bazılarını oluşturuyor.

Kadında güzelliğin avantajları ve dezavantajları

Erkeklerin, hangi yaşta, hangi kültürde olursa olsun, ister 18 ister 65 inde, güzel bir kadına bakıp hiçbir şey hissetmemesi neredeyse imkansız gibi bir şeydir. (Ahlaki değerler, toplumsal kurallar bu ilgiyi sadece perdeler. O kadar…)
Güzel bir kadın olmak, erkeklerin ilgi odağı olmak elbetteki o kadını mutlu eder. Peki güzel bir kadın olmanın veya güzel bir kadın ile evli veya birlikte yaşamanın veya aynı işyerinde birlikte çalışmanın avantajları veya dezavantajları var mıdır? Aşağıda bu konu hakkında yapılmış enteresan 5 bilimsel çalışma bulunmaktadır.

1- Güzel kadınlar erkeklerin dikkatini dağıtıyor

1
İndiana Üniversitesi’nden Maria Grabe ve Leila Samson’un Ağustos 2011 tarihinde 390 erkek ve kadınla yapmış olduğu bir araştırma, güzel bir kadının erkeklerin dikkatini dağıtmaya yettiğini gösteriyor.

Araştımaya katılan deneklere, çok güzel bir haber spikerinin okuduğu haberler dinletiliyor ve ardından spikerin makyajı, giydiği elbise, taktığı aksesuarlar ve spikerin fiziksel detayları soruluyor.
Özellikle erkek deneklerin güzel spikerin, giydiği ceketi, dar eteği, kırmızı ruju ve hemen hemen tüm fiziksel detayları hatırlarken spikerin okuduğu habere pek dikkat etmedikleri tespit edildi
Bu araştırma, baş döndürücü bir güzelliğin erkeklerin birçok şeye konsantre olmasını engellediğini göstermesi açısından önemli (1)

2- Güzel kadınlar erkekleri risk almaya zorluyor
2.1Bu konuda Stockholm Üniversitesi’nden Patrik Gränsmark ve arkadaşlarının 626 erkek profesyonel satranç oyuncusu ile yapmış olduğu ilginç bir araştırma var. Araştırmada, erkek oyuncuların çok güzel kadın rakipleri ile yapmış olduğu müsabakalarda, riskli açılışlar, riskli stratejiler ve hiç gerek yokken çok riskli hamleler, yaptıkları tespit edildi.
Not: Erkeklerin güzel kadın rakipleri karşısında risk almasının sebebinin testosteron seviyesinin yükselmesinden kaynaklanabileceği tahmin ediliyor. (2)

3- Güzel kadınlar erkekleri aptallaştırıyor

Her ne kadar bu başlık biraz abartılı görünse de, bu konuda yapılan araştırmalar bu abartının hiç de haksız olmadığını gösteriyor.
3Hollanda sosyal psikolog Johan Karremans ve ekibinin farklı erkeklerle yapmış olduğu „Kısa süreli hafıza“, „Hızlı karar verme“, ve „Çözüm üretme“ gibi konularda iki kez tekrarladığı araştırma, erkeklerin çekici bayanlar karşısında her seferinde performanslarının düştüğünü hatta adeta aptallaştığını gösteriyor.(3)

4- Güzel kadın mutlu bir evliliğin güvencesi

4
Güzel kadın gerçekten mutlu bir evliliğin güvencesi olabilir mi. Bu konu her ne kadar tartışmaya açık olsa da bu araştırma mutlu bir evlilik için kadın güzelliğinin, erkek yakışıklılığından daha önemli olduğunu gösteriyor.

Tennessee Üniversitesi’nden James McNulty ile Toledo Üniversitesi’nden Lisa A. Neff’in ortaklaşa gerçekleştirdiği bu çalışma üç ay ve üç aydan daha kısa süre önce evlenmiş 82 çiftin birlikte geçirdikleri süreler video kaydı alınarak yapıldı.
Araştırmaya başlamadan önce 6 araştırma görevlisi araştırmaya katılan kadın ve erkek katılımcıların çekiciliklerini derecelendirdi ve ardından erkek katılımcılara mutlu olup olmadıkları soruldu. Sonuç olarak kadınların çekicilik derecesi ne kadar yüksekse eşlerinin mutluluk derecesinin de o kadar yüksek olduğu tespit edildi.
Ayrıca video kayıtları incelendikten sonra tespit edilen başka bir konu da, çekicilik derecesi yüksek olan kadınlarla evli olan erkeklerin eşleri ile birlikte geçirdikleri zamanın daha fazla, iletişimlerinin ise daha yoğun olduğu görüldü..
İlginç olan başka bir tespit de, çekicilik derecesi eşine göre daha yüksek olan erkeklerin eşleri ile beraber geçirdiği sürenin hem daha az, hem de iletişimlerinin daha az olması.(4)

5- Güzel kadınlar iş konusunda dezavantajlı

Tahmin edilenin aksine iş bulma konusunda güzel kadınlar daha az şansa sahipler.
5
Bu araştırma için İsrail Ben-Gurion Üniversitesi’nden Bradley Ruffle ve ekibi dördü fotoğraflı, ikisi fotoğrafsız olmak üzere altı hayali iş başvurusu dilekcesi hazırlayıp 2600 iş ilanına 5600 dilekce gönderdiler. Bradley Ruffle ve ekibinin Temmuz 2008 ve Ocak 2010 tarihleri arasında yaptığı bu araştırmada dilekceler için kullanılan fotoğraflar bayanların güzelliklerine göre derecelendirildi.

Sonuç: Yazılan dilekcelerin % 14,5 ne görüşme için talep geldi ve en az görüşme talebinin en güzel bayanlara geldiği tesbit edildi.(5)


Güzellik konusunda daha önce yazılmış makaleler 

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++


Kaynaklar
  1. Sexual Cues Emanating From the Anchorette Chair: Implications for Perceived Professionalism, Fitness for Beat, and Memory for News http://crx.sagepub.com/content/38/4/471
  2. Beauty Queens and Battling Knights: Risk Taking and Attractiveness in Chess http://ftp.iza.org/dp5314.pdf
  3. Interacting with women can impair men’s cognitive functioning http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022103109001164
  4. Beyond Initial Attraction: Physical Attractiveness in Newlywed Marriage http://web.knoxnews.com/pdf/040208marriage-attractivenessstudy.pdf
  5. Are Good-Looking People More Employable? http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1705244
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Günde iki dakika yürüyüş bile çok şey değiştiriyor.

Şimdiye kadar sporla sağlık arasındaki ilişkiyi araştıran birçok araştırma yapıldı ve her seferinde sporun sağlık üzerinde doğrudan pozitif etkisinin olduğu kanıtlandı.

Yapılan bu araştırmalar genellikle sporun şekli ve süresi ile ilgiliydi. Örneğin haftada üç kez 30 dakikalık jogging yapmanın kalp ve damar hastalıkları riskini düşürdüğü veya haftada 120 dakika kas egzersizi yapmanın diyabet 2 riskini düşürdüğü gibiydi...

Süre ile ilgili ilginç bir araştırma
Unbenannt

Utah üniversitesi'nin böbrek hastası ve sağlıklı kişilerden oluşan 3500 kişilik bir grupla 3 yıl boyunca yapmış olduğu başka bir araştırma ise bu konuda şimdiye kadar hiç ciddiye alınıp araştırma gereği duyulmamış bir aktiviteyle ilgili.


Sadece iki dakika yürüyüş

Bu araştırma, sürekli oturarak iş yapanların her 1 saatte sadece iki dakika yürümenin bile hareketsiz yaşamdan dolayı oluşabilecek sağlık sorunlarını büyük ölçüde engellediğini gösteriyor.

Araştırmadan ortaya çıkan çarpıcı sonuçlar özetle şöyle 
  • Sağlıklı insanlardan oluşan grupta ölüm riski % 33 düşüyor.
  • Böbrek hastalarından oluşan grupta ölüm riski % 41 düşüyor.
Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

Light-Intensity Physical Activities and Mortality in the United States General Population and CKD Subpopulation


Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

11 Tem 2016

Açlık hissini bastıran kimyasal bir madde geliştirildi

Açlık hakkında kısa bilgi
Açlık ve tokluk toplumda farklı bakış açılarına göre değerlendirilen fiziksel, sosyal, ekonomik, politik, tarihsel, psikolojik, biyolojik bir fenomendir.
Biyolojik olarak açlık, vücudun depolamış olduğu enerjiyi tüketmesi ile ortaya çıkan enerji arzusudur. Başka bir ifade ile beyin tarafından vücuda verilen biyolojik bir uyarıdır. Açlık çoğu zaman midede hissedilmesine rağmen, konsantrasyon eksikliği, baş ağrısı veya mide bulantısı gibi belirtilerle de kendini hissettirir.
Açlık, beyinde ortaya çıkan kompleks biyokimyasal süreçtir
Açlık ve tokluk karmaşık biyokimyasal bir süreç olup bu süreçte halâ aydınlatılamamış birçok nokta bulunmaktadır.
Konuyla ilgilisi olduğu için açlık ve tokluk konusunda bilinenlerden bazılarını kısaca özetlemekte fayda var. 
  • Açlık ve tokluk duygusu mide, bağırsaklar ve karaciğerden beyne giden sinyaller ile oluşuyor.
  • Açlıkla ilgili tüm mesajlar örneğin açlık-tokluk hissi, enerji rezervi ve enerji düzenlemesi beynin hipotalamus bölgesinden yönetiliyor.
  • Gıda alımından hemen sonra karaciğerde glikoz ve glikojen parçalanır, yağ ve protein metabolizması devreye girer, karaciğer, mide ve bağırsaklarda bulunan çeşitli reseptörlere neurotransmitter ulaşarak otonom sinir sistemi üzerinden hipotalamusa „Doydum“ sinyali gönderilir.
  • Ghrelin (indükleyici büyüme hormonu Release), amilin, leptin, peptide YY , glucagon-like peptid 1 ve insülin açlık ve toklukta önemli rol oynayan hormonlardır.
Açlık hissini bastıran kimyasal madde: Propionate
Pizza, patates, kek, hamburger gibi gıdalar lezzetli olmasına karşın kalori bakımından da oldukça zengin gıdalardır. Açlığın şiddeti arttığı ve yeme atağının başladığı zamanlarda sağlıklı yemekler yiyerek açlığımızı gidermek yerine kalorisi zengin, yağlı ve tatlı yiyeceklerle yöneliriz ki, bu da kaçınılmaz olarak kilo sorununu beraberinde getirir.
Şimdi İngiliz araştırmacılar şiddetli açlık anında kontrolsüz yemeyi önleyen yani iştahı frenleyen İnulin-Propionate Ester adında bir kimyasal geliştirdi.
Propionate nedir, vücutta nasıl bir görevi vardır?
Daha önce yapılan araştırmalardan edindiğimiz bilgiler ışığında propionate'ın vücutta nerede ve hangi şartlarda üretildiğini ve vucutta ne gibi görevi olduğunu oldukça ayrıntılı olarak biliyoruz. Daha önce yapılan bu araştırmalardan ortaya çıkan sonuçları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Meyve sebze, tahıl ve baklagiller gibi lifli yiyecekler bağırsaklardaki mikroorganizmalar tarafından fermantasyona uğratılarak kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülürler. Propionate da bu bozunma ürünlerinden biridir. Propionate'nın vücutta artması Peptide YY (PYY) ve Glucagon-like Peptid 1 (GLP-1) hormonlarının üretimini teşvik eder ki, bu da beyne tokluk hissinin gitmesi dolayısıyla iştahın bastırılarak yemenin sonlandırılmasına sebep olur. Bu bakımdan lifli gıdalarla beslenmek bağırsaklarda Propionate miktarının artmasına ve buna bağlı olarakta iştahın bastırılmasına sebep olur. [1] [2]foto 2
Bir iştah bastırıcı olarak Propionat
Propionate'nin iştah bastırıcı özelliği keşfedildikten sonra, propionate konusunda yapılan çalışmalar hız kazandı. Imperial College London dan Claire Byrne liderliğindeki araştırma grubu da bu maddeyi incelemeye alan gruplardan biri.
Claire Byrne ve ekibi bu amaçla kimyada Ester­leşme Tepkimesi olarak adlandırılan yöntemle lifler sınıfından doğal bir polisakkarit olan İnulin'i Propionate'a bağlayarak İnulin-Propionate Esteri elde ettiler. Ve daha sonra bu esterden 10 gram alarak Milkshake içine karıştırdılar ve bu karışımı 20 kişiden oluşan denek grubunun bir kısmına içmeleri için verdiler. Denek grubunun diğer kısmına ise (bu grup kontrol grubu) içerisinde sadece İnulin olan ama Propionate içermeyen içecek verdiler.
Not: Burada İnulin-Propionate Ester yapmadaki amaç deneklere bir seferde hacim olarak küçük, içerik olarak zenginleştirilmiş Propionate vererek beyindeki değişimi tespit etmek. 10 gramlık zenginleştirilmiş Propionate, 60 gramlık lifli gıda yemeye eşdeğer.
Beynin ödüllendirme merkezinde neler oluyor
Verilen Milkshake'ler içildikten sonra iki grupta bulunan deneklerin beyinlerinde ne gibi değişiklerin orduğunu tespit etmek amacıyla Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) tekniği ile beyin tomografisi çekildi. Beyin tomografisi çekilirken deneklerin iştah durumlarını tetiklemek amacı ile çikolata, kek pizza gibi kalori bakımından zengin gıdaların fotoğrafları gösterildi.Ohne Titel
Sonuçlar gerçekten beklenildiği gibi çıktı. Propionate bakımından zenginleştirilmiş içecek verilen deneklerin beyninin ödüllendirme merkezinde, saf İnulin verilen verilen deneklerininkine göre düşük aktivite ölçüldü. Başka bir ifade ile İnulin-Propionate Ester verilen denekler yiyeceklere daha az ilgi gösterdiler.
Deneyin ikinci basamağında deneklere bir tabak spagetti verildi ve İnulin-Propionate Ester verilen grup tabaklarına konulan spagettinin yaklaşık %10'nu yiyemediler.
Propionate takviyeli gıdalar obezite sorununu çözemede yardımcı olabilir
Bu araştırma, Propionate'nın açık bir şekilde iştah bastırıcı etkisinin olduğunu ve aşırı yemek yeme isteğininin önüne geçtiğini gösteriyor. Gelecekte Propionate takviyeli yiyecekler üretilerek obezite gibi önemli bir sağlık sorunun önüne geçmede yardımcı bir faktör olarak kullanilabilir.
Konuyla ilgili  açıklama yapan Claire Byrne, "Günlük 60 gram lifli gıda yiyerek bağırsakların 10 gram Propionate üretmesi sağlanabilir, bu da iştahın frenlenmesı için yeterlidir" dedi. [3]
Lifli yiyeceklerden bazılarının listesi 
Avokado, Greyfurt, İncir, Kayısı, Şeftali, Kivi, Portakal, Kuru fasülye, Mercimek, Nohut, Kuru Barbunya, Tam Buğday Ekmeği, Börülce, Bulgur, Makarna, Ispanak, Bezelye, Ay çiçeği, Badem Fındık, Fıstık, Kuru üzüm.....
 Kaynaklar
  1. http://gut.bmj.com/content/early/2014/11/17/gutjnl-2014-307913
  2. http://www.nature.com/ncomms/2014/140429/ncomms4611/full/ncomms4611.html
  3. http://ajcn.nutrition.org/content/104/1/5
Mehmet Saltürk
++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Alzheimerın ilk belirtileri gözlerde başlıyor

Demans hastalığı(bunama), Tau ve Beta-Amiloid adında iki proteinin beyinde birikmesi ile ortaya çıkar. Hastalıkla birlikte beyinde hücre öl...